9/11/2009 - ŞEYH BEDREDDİN / VARÎDAT
 Esirgeyen, yarlığayan Tanrı adıyla. Tanrı'm senden yardım dileriz. İyilikle bitir işi.
Ahiret işlerinin, bilgisizlerin sandıkları gibi olmadığını bil. O işler görünmeyen/gayb ve melekût evreniyle ilgilidir. Sıradan kimselerin sandıkları gibi duyu evreni/şehadet âlemi ile değil.
Peygamber ve özü arınmış kimselerin sözleri doğrudur. Yanlışlık onların söylediklerini anlamadadır. İyi bil, kuşkulanma, bildirilerle bize ulaşan ve yazılmış belgelerle anlatılıp yayılan; cennet, hûriler, köşkler, ağaçlar, yemişler, ırmaklar, azap ve ateş ve bunlara benzer başka varlıklar, sözcüklerin yüzden/biçimsel anlamlarıyla açıklanamaz. Onların daha derin anlamları vardır. Onları sadece Tanrıyla yakınlık kuran, içi dışı arınmış kimseler/karib'ler bilirler ve anlarlar. Tapınma/ibadeti gerekli göstermenin amacı, gönülleri geçici varlıklardan sıyırıp ve enyüce varlığa, başlangıcı olmayan varlığa yöneltmektir. Geçici varlıklara bağlanmış gönülle binyıl namaz kılsan sevapla ilgi bir kazancın olmaz..

Bu gövde ile ayrıntıları dağılıp yok olduktan sonra eski biçimine dönemez, birleşip bütünleşip, varolamaz. Ölüyü diriltmenin amacı da bu değildir. Sen neredesin a şaşkın! Kendini dünyaya vermen, onunla uğraşman yüzünden gerçeği kavrama yeteneğin azalmıştır. Hakikatin olgunlukları senin düşündüğünden başkadır, Olgunluklara yönelemeyip, onlardan uzak kalışındandır. Bu anlatılanı bilsen, anlasan, onlardan yararlanırdın ve gönlün o yana yönelirdi. Yemişlerle ve daha başka ilgi çekici nesnelerle aldatılan bir çocuğa benziyorsun. Çocuğa içinin çektiği, hoşlandığı şeyleri göstererek yönlendirip, bilgi edinerek gelişmesini sağlarlar. Yoksa öğrenmekten kaçınırdı.
Sen, şu yolunu şaşırmış gönlünle Tanrıyı, peygamberleri tanıdığını; kitapları okuyarak söylediklerini/haberlerini anladığını mı sanıyorsun? Derslerle/gerçekle uğraştıkça hakikati kavramaktan uzaklaşıyorsun, bunu bil..

Tanrı Emri, onun özü gereğidir/Zâtî iktizâ. Sözle, harflerle, Arapça ya da başka bir dille açıklanacak türden değildir. Kalem bütün nesnelerin gerçeğidir ve nesnelerin ortaya çıkış süresinde, kendi varlığına ne türden görünecekse öyle yazmaktadır. Hûriler, köşkler, yemişler, bunların benzerleri yalnız düş ülkesinde vardır, duyu evreninde yoktur, anla artık. Cinn de böyledir, adındanda da anlaşılır böyle olduğu, duyularla ilgisi yoktur. Oysa gören kimse, onu evrende varmış sanır, gerçek öyle değildir, o düş gücüyle vardır ancak.

Yüce Tanrı;
"Görünmeyen/El-Gayb'ı ancak Tanrı bilir" dedi.
"El-Gayb" sözündeki 'Elif-Lâm' birer tanımlama belirtisidir. Hakikatte bilen yalnız O; "BİR" olan, ne varsa yok edendir. Bütünün bütünde olması kuşkudan işkillenmelerden uzaktır. Bütün varlıklar, öz bakımından birlik içindedir, her nesne her nesnede vardır. Görmüyor musun tohumda bütün ağacın var olduğunu, bütün ağacın o tohumdan oluştuğunu, bunun gibi ağacın ayrıntılarından her birinde tohumun bulunduğunu? Tohumdan ağaç, ağaçtan tohum oluşmaktadır.
Bütün evrenler özde gerçekleşir, bu öz de bir bütün olarak, evrenlerle gerçekleşir. Bütün evrenler bir tozan'da/zerre'de/atom'da vardır. Bu bilinir ve bütünün her insanda bulunduğu anlaşılır. Bu gizlilik ne denli aydınlanır, insanın ne gibi bir örtü altında bulunduğu ortaya çıkarsa, o zaman;
"Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, beni bilsinler diye insanları yarattım."
sözünün gizemi de o oranda aydınlanır. Ancak bilen de, anlayan da gene kendisidir/Tanrı'dır, başkası değil.
Tanrı bütün niteliklerden sıyrılmıştır, oysa gene bütün nesnelerle nitelenmiştir.
İ. Zeki Eyüboğlu Der Yayınları 1980
Bak; http://interlock.blogcu.com/seyh-bedreddin_1121147.html
|