Bizim bütün bilgilerimiz izafî kıymetlere dayanır. Felsefedeki, ictimaiyyat ve ahlâkıyâttaki, ilim ve san'attaki telakkilerimizde Mutlak Kıymetler ara- mak caiz olmaz.
Üstad: "..Sizin ancak maddi vesait nisbetinde bir bilginiz vardır, vesaitinizin haricindeki bilgilerde muhakemeniz iş görmez." diyor.
Şu halde esasen böyle mahdud bilgi ile, Mutlak Realiteden bahsetmeye imkân yoktur. Mutlak Realite ancak Halık'a mahsustur. Biz ne kadar yükselirsek yükselelim bilgi ve duy- gularımızın Mutlak Kıymete varabilmesi mevzu' bahis olamaz.
Üstadın aşağıdaki sözleri bu fikri müdafaa etmektedir:
"Mutlak Realite Halık hakkında düşünülebilir. Nisbi realitenin Mutlak Realite karşısındaki kıymeti sıfırdır. Yani nisbet kabul etmez. Ancak biribirine nazaran kıymet kazanan izafi realiteler, yüksek derecelerinde dahi hiçbir vakit Mutlak Realite kıymetini alamazlar. Bu Uluhiyet iktibas etmek olur."
MUTLAK: Kendi başına var olan. Hiçbir şeye bağlı olmayan. Bağımsız. Saltık.
İZAFİ: Varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı bulunan. Mutlak olmayan/Göreli/Bağıntılı/Nispi. Relative: Bağıl/İlgi zamiri/İlgili/Karşılaştırmalı.
İCTİMAİYYAT: Toplum Bilimi. Toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını inceleyen bilim dalı. Sosyoloji. Sociology. Social Science: Toplumcul Fenn/ilim/teknik/beceri. AHLÂKIYYÂT: Töre bilimi. Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü. Âdet: Töre anlayışları bu bilinçlilikleri. Görgü. Âdâb-ı muaşeret.
TELAKKİ: Şahsi anlayış ve görüş. Kabul etme/Öyle sayma.
Akliyyat: Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar. Nazarî meseleler.
"Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da, ulum-u akliyeye tevaggul/ aşırı düşkünlük etmek nisbetindedir. Demek mânevî olan hastalıklar, insanları aklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye/zihinsel hastalıklara/ düşünsel belalara mübtelâ olur. M.N.)
VESAİT: Vasıta/Aracı/Arada bulunan. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey. Instrument: Doküman/Belge/Senet. Tool/Device/Equipment: Cihaz, Alet, Ekipman Bilgi üretmek üzere seçilen yordamların öngördüğü işlemleri yerine getirmeye yarayan kullanak ya da olanak. HALIK: Halk eden: Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratan. İnsan ve insanlar topluluğunu var eden. Yartıcı Allah. İcad ve takdir eden.
ULUHİYET: İlahlık/Kendisine ibadet edilen. Kayıt altında olmamak/Mutlak. Gaib ve mücerred âlemin sahibi/ Soyut ve görünmeyen âlemin sahibi.
"kendiliğinden"
kavramı..
bizatihi
"maddi alan" ın/
"imkânat" ın..
yapısallığındandır..
maddi alan ve yaşam..
"öyle" dir..
muhakeme kavramını;
"bir şey hakkında hüküm vermek ve..
verdiği hüküm doğrultusunda..
şey'e hakim olmak..
kontrolu altında tutmak.."
olarak anladığımızda..
üstadın sözleri doğrudur..
"o sahaya/vücub'a hükmünüz geçmez!"
diyor..
doğrudur..
demir maddedir..
tahta da maddedir..
bilgi birikiminiz ne olursa olsun..
ve fakat demiri tahta yapamazsınız..
çünki onlar "kendiliğinden" dir..
şu sözlerim dahi..
öyle olması gerektiğindendir..
nasib %60 denilmiş idi..
bu kapsamda değerlendirilmelidir..
maddi vasat harici hakkında..
ve gene maddi..
bir bilgi sahibi olsanız da..
bilginiz kadar sahayı kontrol arzu ve eylemi..
sonucunda "felâket" denilen..
durumları meydana getirecektir..
çünkü insanlığın kullandığı..
şu safhadaki programın içeriği..
maddi'dir..
kendinizi dışında tutamazsınız..
kişi dolayısı ile madde..
"madde dışı vasat" ın..
kontrolu altında iken..
maddi vasatın haricine..
kişinin tahakküm arzusu da muhaldir..
MUHAL:
-olması imkânsız olup, var gibi kabul edilen.
-olmayacak şeyi, olmuş gibi düşünmek.
-imkânsız, vukuu mümkün olmayan.
-bâtıl, boş söz.
-hurâfe olan nazariye/kuram.
-kişinin seviyesi oranında biçimlere bağlı teorileri.
-gözlem konusu olan bir sınıf olay ve ilişki üzerinde
yapılan deneyler sonucu doğruluğu hemen hemen
kesinleşen yöntemli açıklama/deneysel/innî.
-kıyas.
Merhaba tekrar..
Sizi anlıyorum ben.. de,
diğer üstad ne demek istiyor peki bu ifadelerde;
"..Sizin ancak maddi vesait nisbetinde
bir bilginiz vardır, vesaitinizin haricindeki bilgilerde
muhakemeniz iş görmez."
sözleri ile demek istediği; "bilgiye erişiminiz maddi olanaklar kapsamındadır" değil mi?
eğer böyle ise sizin izahatlerinizle çelişmiyor mu yazarın ifadeleri?
"kendiliğinden.." oluşanlar ile maddi vesait nisbeti ile oluşanlar tezat değil midirler birbirlerine?
Burada benim yaptığım bir kıyas söz konusu olmadı ki (kendimce)
kıyasa örnek verebilir misiniz benden? bilmek istiyorum..
bilgim arttıkça düzelecek olan nedir?
dönüp dolaşıp aynı yasanın farklı varyasyonlarını seyrettiğimi gördükçe..
zihnim ezber yetisini istem dışı reddediyor..
Siz; ruh ve kainat: realite nedir'deki üstad'ın
sizinle hemfikir olduğunu mu düşünüyorsunuz bahs ettiğim konuda?
Üstad: "..Sizin ancak maddi vesait nisbetinde bir
bilginiz vardır, vesaitinizin haricindeki bilgilerde
muhakemeniz iş görmez." diyor.
Burada takıldım kaldım inanın..
belki kısa bir izahat daha getirdiğinizde
acizane beni ikna edeceksinizdir..
muhtelif zemanlarda olduğu gibi..
ama henüz çelişkili buluyorum ne yazık ki..
biraz daha silk elesem mi şu mind’ imi?
zbayir
maddi vesaitin artırımı..
vektör'e yakınlık nisbetinde..
olacağından..
kendiliğindendir..
bireyin o noktada..
böyle bir endişesi olmamalıdır..
birey;
programı muvacehesinde..
sizin tabirlerinizle;
"vehbî ve fıtrî İsti'dad melekeleri"
"kadar" eylemler gerçekleştirir..
eylemler "evvel"..
yakınlık ve bağlı bilgi edinimi..
sonuçtur..
çoğu kez..
birbirinden alâkasız gibi görünse de..
sizin düşün düzeninizi karıştıran..
mekânınız dahilinde hareketlenen..
"diğerleri" dir ki..
hepsi..
tamamen efektif..tamamen..
mesel/figürler olmaktadırlar..
"diğerlerine" göre kıyaslar..
şimdi yaptığınız gibi..
onları ve hareketlerini..
ölçü kabul ederek çıkarsamalar..
birey üzerinde
kompleksler oluşturacaktır..
oluşturmaktadır..
zamanla..bilginiz arttıkça..
düzeleceğinden emin olunuz..
Üstad: "..Sizin ancak maddi vesait nisbetinde bir
bilginiz vardır, vesaitinizin haricindeki bilgilerde
muhakemeniz iş görmez." diyor.
Emmâ ve lâkin;
benim Üstad'ıma sorum klasik olup,
şıklar eşliğinde düşün üretim gücüne
ve
yetisine kısıt getirmemektedir..
Zaten kendisi böyle bir kısıtı da
tanımaz dı sanırım..
SORUM:
Maddi vesaitin arttırımı ile daha fazla bilgi edinimi
vektörel ise,
kaîdenin çıkar münasebetlerine
dönüşmesinden
nasıl kaçınılabilir?
***
Kendimce;
bilgiye duyulan açlığın şiddeti,
kişinin bu konukhaneye
dünyaya)
bakış zaviyesi nisbetindedir
fikrindeyimdir..
Sorumu biraz daha açılımlı kılar isek;
insanoğlunun,
doğuştan gelen kavram ve ideler
kaynaklı
vehbî ve fıtrî İsti'dad malikleri
olabileceğini
bilim dahi bir gen faturası olarak
önümüze koyabiliyor ise
bu kabiliyetlerini nasıl olup da
maddi vesait nisbetinde
dizginleyebilirler,
dizginleyebilmemeliler?
***
Kendimce;
istidad malikleri bilgiye olan açlığın şiddetini
kabiliyetten yoksun emsallerinden
daha derin hissederken
hırs, tamah ve nehyedilenlerden uzak
kalabilerekten
muvaffak olabiliyorlar ise
böyle bir zihniyet,
sağlam ama kanaatkâr dağarcıklarının
üstünde nasıl da sonsuza yükseldiğini
bizâtihi tadacaktır
fikrindeyim..