BİR MOORTİP VERSİYONU

21/11/2009 - KAMI-NO-MICHI / SHIN-TAO / ŞİNTO



Doğu dinlerinin Hammacher-Schlemmer'i:
Garip ve büyük çapta işe yaramaz mallarla, ayrıca yaşlı ve
demografik/nüfus bakımdan istenmeyen müşterilerle dolu
belki de en önemlisi, aynı caddedeki Bloomingsdale's'in
gölgesinde kalmış, yani, 6. yy.da, Kore'nin üzerinden ithal
edilmiş Çin malı Budacılık; Şintocu nüfusunun günümüzde
bu kadar fazla olmasının nedeni, kısmen sadece alışkanlık
kısmen de çoğunun aynı zamanda Budacı olmasıdır.

Antik Japonya'nın dini olan Şinto: Japonca kami-no-miçi-
daha sonra Çince karşılığı, shin-tao'dan (tanrıların yolu)
türetilmiş hali. (5.yy.da, Japonya'nın, Çin dilini alıncaya
kadar yazılı bir dili yoktu)

MÖ. 700 dolaylarında, atalara tapınma ile doğaya tapınma
biçiminin bir tür bileşiminden doğan bu dinin, Yüce Güneş
Tanrıçası'nın önderliğinde, hane koruyucusu ruhlardan ve
buyurucu ağaç, nehir, kaya ve köy tanrılarından-ki Tanrısal
Rüzgâr Kamikaze'de dahildir-tanrılaşmış imparatorlardan ,
ve pek çok çeşitli ulusal kahramanları kapsayan karmaşık
bir kami ya da tanrılar panteonu vardı.

Ahlâki veya felsefi bir sistem olmaktan çok bir dizi âdetten
ayinden ibaret olan Şintoculuk, saflığa, özellikle bedensel
temizliğe ve söz dinlerliğe çok önem verir, ölümden sonra
yaşam üzerinde durmazken, ben-merkezli düşünmeyle ve
ben-merkezli olmayan düşünme karşıtlığı üzerinde fazlaca
durur ve şu inancı canlı tutar:
Japonlar, üzerinde yaşam sürdürdükleri adaya, herkesin
anımsadığına göre ve esasen tek başlarına yerleştiklerine
göre, hepsi birbirleriyle, büyük yöneticileriyle, Yüce Güneş
Tanrıçası'nın kendisiyle akrabadırlar.

Şintoculuğun saydığımız bu son temel ilkeleri yüzündendir
ki, İkinci Dünya Savaşı süresince çok fazla sayıda Japon,
imparatorları için harakiri yapmış ve savaştan kısa bir süre
sonra, Douglas MacArtur, Şintoculuğu dinsel araç olarak
değerlendirip, kullanmayı yasaklamıştır.
             
J. Jones-W. Wilson
Fazla Kültür Göz Çıkarmaz
Boyner Yayınları


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : şintoculuk,kami-no-michi,shin-tao

20/11/2009 - İSKENDER'İN ATI / ALAIN




Küçük bir yavru ağladığı, bir türlü susmak bilmediği
zaman, dadısı çok kere bu çocuğun huyları üzerinde
ve nelerin hoşuna gidip, nelerin gitmediği hakkında
inceden inceye tahminlerde bulunur; hatta ırsiyetin
yardımına bile başvurarak: "ne olacak ki, babasının
oğlu"der; yapmakta olduğu psikolojik yorumlamalar,
huysuzluğun gerçek sebebi, kundaktaki, batan gizli
iğneyi bulup çıkarıncaya kadar da devam eder.

Boukefal adında meşhur at, henüz küçük bir çocuk
olan İskender'e (Büyük İskender) getirildiği zaman,
tehlikeli olan hayvanın üzerinde duracak tek binici
çıkmamıştı. Sıradan bir adam bu duruma bakarak:
"hayvan huysuz" deyip, öylece işin içinden çıkardı.
Ama, İskender iğneyi aradı ve çok çabuk da buldu:
Boukefal'in kendi gölgesinden çok fena korktuğuna
dikkat etmişti; bu korku gölgesini de şahlandırdığı
için, bu yüzden huzursuzluğunun sonu gelmiyordu.
İskender, Boukefal'in başını güneşe doğru çevirdi,
hep bu doğrultuya sürerek hayvanı yatıştırmayı ve
yormayı başardı.

Böylece Aristo'nun öğrencisi, biliyordu ki:

"Gerçek sebeblerini bilmedikçe, huylarımıza asla
 hükmümüz geçmez.."

Pek çok kimseler korkunun aleyhinde bulunmuşlardır,
hem de çok haklı olarak; ama korkan bir insan mantık
dinlemez; O sadece kalbinin vuruşlarıyla birlikte akan
kanının ataklarını duyumsar.

Bilgiç adam, tehlikeden korkuya giden bir muhakeme
yürütür; Hislerine tutsak bir insanın muhakemesi ise,
korkudan tehlikeye doğrudur; İkisi de mantıklı olmak
isterler ve ikisi de yanılırlar; Ama bilgiç iki kat yanılır;
Gerçek sebeblerden habersizdir ve ötekinin hatasını
anlamaz.

Korkan adam iyice farkında olduğu bu gerçek korkuyu
açıklayabilmek için tehlikeler icad eder. Hiç tehlikesiz
bile olsa, ani ve habersiz oluşan her şey onda korkuyu
uyandırır. Örneğin, yakınından gelen ve beklenmeyen
tabanca sesi, ya da hiç beklemediği birinin birdenbire
karşısına çıkıvermesi; Maraşal Massena, yarı karanlık
koridorda karşısına çıkan heykelden korkarak tabana
kuvvet kaçmıştı.

Bir insanın sabırsızlığı ve huysuzluğu bazen, uzun süre
ayakta kalmış olmasından ileri gelir; Sebebler üzerinde
muhakemeler yürütecek yerde, ona bir iskemle verin.

Talleyrand, "huylar her işin başıdır" derken tahmininden
çok daha büyük bir gerçeği ifade ediyordu. Başkalarını
rahatsız etmemek kaygısıyla iğneyi arıyor, araya araya
da buluyordu. Bugün tüm bu diplomatların kundağında
fena yerleştirilmiş birer iğneleri vardır ve Avrupa siyasi
hayatındaki ortaya çıkan güçlükler de bu yüzdendir..

Herkes şunu bilir, bir çocuk bağırdı mı başka çocuklar
bağırmaya başlar ve daha beteri, bağırmaktan bağırırlar.
Dadılar, âdetleri olan bir hareketle, çocuğu yüzükoyun
yatırır, hemen hareketler ve rejimler değiştirilir; İşte bu
hayli beceriksiz bir ikna etme sanatı..

1914'ün felâketleri bana kalırsa, yüksek mevkide bulunan
bütün insanların, şaşkınlığa kapılmalarından doğmuştur;
o yüzden korktular.

Korkudan öfkeye bir adım vardır; heyecanların arkasından 
kızgınlıklar ortaya çıkar. İnsanda rahat ve huzurun ansızın
bozulması hayra alâmet değildir; Böyle bir insan, çok kere
değişiverir ve çok değişir, birdenbire uyandırılan bir insan
gibi fazla uyanır. O kişiye hemen, huysuz demeyin, tabiatı
şöyledir böyledir demeyin; iğneyi arayın!

Alain
Mutlu Olma San'atı



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : mutlu olmak sanatı,alain,iskender'in atı

20/11/2009 - SÜLEYMAN PEYGAMBER'İN HİKÂYESİ / NİZAMÎ




1010:
Süleyman Peygamber, bir gün saltanat işlerini bitirmiş,
havalarda gezen tahtını Tanrı erenlerinden birine doğru
yöneltmişti.
Gök kubbe altında havalanan tahtı bir ova yolunu tuttu.
Çölde bir çiftçiye rastlayınca gönlünde bir nevî tazelik
duydu.
Çiftçi, kulübesinden alarak getirdiği ekinlerin bir kısmını
tarlasına saçıyor, her yana tohum atıyordu.
Ektiği tohumların her danesinden bir başak filizlenmişti.

1015:
Köylünün emeği ile yeşillenmiş tohumların manzarası,
Süleyman'a konuşma fırsatını verdi:

"Ey eşsiz ihtiyar!" dedi.
"Biraz cömert davran..
 Madem ki bu kadar ekinin var, bunları yemeye bak..
 Tuzağın yoksa boşa tane  saçma..
 Benim gibi kuşların dilinden de anlamıyorsun, bari
 bu zahmetten vazgeç..
 Elde belin yok ki ovanın toprağını kazasın, suyun
 yok ki ektiğini yeşertesin..
 Bırak şu boş savaşı!
 Biz en sulak yerlere tohumu ektiğimiz halde,
 ektiğimiz şeylerden ne biçebildik?

1020:
 Sen bu çorak çöllerden ve bu kurak topraklardan
 neler kazanabilirsin?"

İhtiyar cevap verdi:

"Sözlerimden incinme..
 Ben su ve toprağın feyzinden bir şey beklemem,
 benim kuru ile yaş ile de işim yok.
 Emek benden, yetiştirmek Allah' tandır.
 Benim suyum işte şu alnımdan çıkan ter,
 belim ile sabanım tırnaklarımın ucudur.
 Başımda memleket, saltanat kaygısı da yok.
 Ömrüm oldukça bu ekin bana bol bol yetişir.

1025:
 Bana, tek bir tanenin yedi yüz misli artacağı
 müjdesi verilmiştir.
 Tânede şeytanın ortaklığı yoktur,
 bire yedi yüz verir.
 Her şeyden önce sağlam tohum gerektir ki 
 başağın düğümü iyi çözülebilsin.."
 
Tanrı nurundan ışık alan gözler,
elbiseyi vücuda göre dikmesini bilirler.
Her eşek, İsa'nın yükünü çekemez,
her baş devlet işlerini kavrayamaz..

1030:
Bir gergedan filin boynunu koparır,
fakat karınca çekirgenin ayağından çekemez.
Deniz, içine boşanan yüzlerce ırmaktan ses çıkarmaz,
fakat ırmak bir sel suyu ile gürültü koparır.
Bu gök kubbe altında herkesin mertebesi
kendine göredir.
Devletlûlere meşakkat çekmek yaraşır.
Onlar ufak tefek ıstıraplardan şikâyet etmezler.
Her nefes, saz ahengi olmadığı gibi,
her kalb de Tanrı sırlarına gebe değildir.
Bu gerçeği tekrar etmiyeceğim,
çünkü çiğlik olur.
Zaten naz çekmek Nizamî'nin işidir..

Mahzen-i Esrar

konu ile ilgili linkler:
http://interlock.blogcu.com/mahzen-i-esrar-dan/1058149
http://interlock.blogcu.com/nizam-mahzen-i-esrar/5296266



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : nizamî,mahzen-i esrar,süleyman peygamber'in hikâyesi

19/11/2009 - SON DEVREDE İNSANLIK - 2




Bütün dünya insanlığına şamil olmak/kapsamak üzere,
insaniyetin şuur/idrak/kavrayış berraklığında yeni bir
yoğunlaşma devresi yakındır.

Bu yoğunlaşma devresi, tüm insanların inancı ile değil,
herkes için aynı derece sorunların çözümünde gerekli
düstur/genel kural olan bilgiler kanalıyla açılacaktır. Bu
bilgilerin başlıca gayesi, insanın ve maddenin gayesidir.
İnsan olarak tekâmül etmekte/olgunlaşmakta bulunan
ruhun, dünyasal koşullar içerisinde elde etmesi gerekli
seviyeler ve bunların delilleri/kanıtları vardır. Böyle bir
devre/çevrim/cycle içerisine daha kolay ve donanımlı
olarak girebilmek ve aşama kazanabilmek için hazırlıklı
bulunmak şarttır.

Hazırlık; insanın kendi nefsi/kişilik olma sanısı/illüzyonu
ile mücadele etmesi, her mücadelenin bir karşılığı olarak
ortaya çıkacak vicdan sesini, uygulamaya geçirmesidir.
Ki, bütün şümulüyle sizleri baskısı altına alacak, yeni bir
devre/cycle içerisinde gecikilmiş ve intıbak/uyumlanma 
yeteneği zayıflamış ve çürük kalınılmasın.

Görünen şudur; insanların isnad ettiği/belli bir nedene
dayanarak oluşturduğu sistemleri, prensipleri ve moral
dayanakları, onların hız alıp sıçramalarını temin edecek
kadar kuvvetli değildir. Bu bir icab/olumlamadır.Bu icab,
yeni bir realitenin teşevvüşü/karmaşıklığıdır. Doğrusu,
insanın ayakları altında bulunan zeminin sağlam olması,
her koşulda hayrına değildir. Çürük, kaygan zeminden,
daha sağlam bir zemine geçebilmek cehdini/nefse söz
geçirebilme gayretini ancak insan gösterir.

İnanç devri bitmiştir. Hiç bir şey/konu insan anlayışının/
mantalitesinin tenkidi/eleştirisinden geçmeden, maddî
manevî çıkarlarını tatmin edemeden/doyum noktasına
ulaştırılmadan kabul edilemez. Bunları da ancak, bütün
inançların zeminini ve asıl prensibini teşkil eden bilgiler
ve ruhî kanunlar sağlar.

Böylece bütün insaniyet muvacehesinde/yüzyüze gelişi
noktasında, fertlerin, behemehal/her koşulda ve daima
nefis kontrolu altında, düzgün işleyen bir vicdan kanalına
girmesi zarurîdir. Bunun tahakkuku karşısında hiç bir güç
ve kuvvet mâni teşkil edemez. Çünkü bu, hem ruhî hem
de kozmik bir revolution/yüksek değerde bir devrimdir..

Sadıklar Planı Tebliğleri



Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : son devrede insanlık,sadıklar planı,aşılması gerekli realiteler,inanç devri

18/11/2009 - SON DEVREDE İNSANLIK - 1




Memleketinizin psikolojik ve moral seviyesi, günden

güne gerilemekte, buna paralel olarak, tüm fertlerin
nefsanî seviyeleri gelişmekte, yayılmaktadır. El-an
fertlerin şahsî nefis menfaatleri birbirlerinin karşısına
dikilmiş ve bu şekilde toplumunuzun maddî-manevî
dengesi temin edilmiş olmaktadır.

Bencilliğin, kaba kuvvetin ve te'vilciliğin tamamiyle
yaygınlaşacağı günler yakınınızdadır. Benzer olarak,
nefsaniyet/çıkarcılık/gizli düşmanlık/kin realitesinin
doygunlaşması ve bu kanallar kullanılarak, hissedilen
ihtiyaçların temini için, fertlerin çok daha yıpratıcı ve
değişik tarzda eyleme geçme zamanı da başlamıştır.

Bütün hadiseleriniz, bütün zihnî faaliyetleriniz, ahlâka
verdiğiniz değer ve ahlâkî tarifleriniz, manevî yaşam
tarzınız, daima içinde bulunduğunuz nefsani gerçeğin
tatminine/doyurulmasına odaklanmış bulunmaktadır.
Şüphesiz, daha üst bir realitenin/gerçekliğin icablarını
uygulamak üzere, geri/alt bir realitenin bütün hakkını
teslim etmek gereklidir.

Böylece, bu genel prensiplere dayanarak denilebilir ki,
ferd olarak sizlerin, ne yapıp yapıp, gereksinimlerinizin,
çıkarlarınızın doğrultusunu belirleyerek, onları kontrol
altına alabilecek önlemleri almanız ve de uygulamanız
zorunluluğu vardır.

Bu tedbirlerin/önlemlerin alınmasında en üstün olan
yardımcı husus/konu/özellik, insanların benzer şuur
seviyesinde/idrak düzeyi/varlığından haberli olmak/
standard/normunda bulunabilmelerini temin edecek
bilgiye kavuşmalarıdır. Bu bilgi iki kanaldan/iletişim
ve erişim geçidinden insana ulaştırılacaktır ve el-an
ulaştırılmaktadır.

Şöyle ki:
Birincisi; ferdin nefsaniyet uygulamaları süresi içinde
karşılaşmış olduğu olayların bir tasnifi/sınıflandırma/
sistem belirlemesi ile ortaya koyacağı zarar ve ziyan
tablosu/grafiği.
İkincisi; kendi oluşturduğu bu tablo/grafiğin verileri/
reaksiyonları karşısında ortaya çıkacak olan tepkisi,
temayülleri/yönsemesini belirleyen; kendi iç sesi'nin
sufleleri/vicdan sesi'nin hatırlatmalarıdır.

Sadıklar Planı Tebliğleri



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : son devrede insanlık,sadıklar planı

17/11/2009 - GEÇİŞ DEVRESİ VE OLAYLAR..




"Gezegeninizde, fiziksel illüzyon/madde dünyası için

 pek çok sarsıcı olan bir devre geçirilecektir. Olayların
 fiziksel nedenleri değişiktir. Bilim adamları imkânları
 elverdiği sürece, planetinizin maddesel ortamındaki    
 felâketlere neden olacak koşulları, olayları tasnif ile
 tarif etmeye devam edeceklerdir. Bilim adamlarınızın  
 söyledikleri doğrudur ve Dünyanızda bulunan bütün  
 dinlerinizin de açıkça bildirmiş olduğu bir programın 
 parçalarıdır.

 Gerçekleşecek olayları ve onların zamanını kesinlikle
 bildirmemiz, ne uygundur ne de mümkündür; çünkü
 planetinizde yaşamakta olan insanların kafalarındaki
 ve kalplerindeki titreşimler bunların nasıl ve ne vakit
 olacağını tayin edecektir. Devre değişimi ile beraber,
 Dünya planeti kapsamında bulunan bir çok KARMA'nın
 buna uygun olarak düzeltilmesi gerekecektir; bunlar
 tezahür edecek, gerçekleşeceklerdir. Tam olarak ne
 zaman ve nasıl? Bunu söyleyemeyiz, söylemeyi de
 arzu etmeyiz. Çünkü, deprem ve yangınlar, seller ve    
 fırtınalar sadece sizin ÜÇÜNCÜ TİTREŞİM YOĞUNLUĞU  
 dediğiniz düzeyde bulunan ŞEY'leri yıkıp, bozacaktır.
 Şey'lere çok değer veriyor olabilirsiniz. Bunun sebebi
 "DÖRDÜNCÜ  YOĞUNLUK" ta var olmanın nasıl bir
 şey olduğunu bilememeniz, hayâl bile edememenizdir.

 Size önerimiz, dördüncü yoğunluk derecesine geçmek
 için gerekli titreşim değişikliği tamamlandıktan sonra,
 üçüncü yoğunluk derecesindeki varlığınızın devamını
 temin etmek için çaba sarf etmekten vazgeçmenizdir.

 Eğer, ruhsal olarak, okulunuzdan diplomayı almanızın  
 günü geldiyse, dördüncü yoğunluk derecesine geçişi
 oluşturabilmek için gereken işlemler yapılacaktır. Bu
 işlemler, sizin de var olduklarını duyumsayarak, fark
 ettiğiniz yardımcı varlıklarca gerşekleştirilecektir.

 Üçüncü yoğunluk aşamasında bulunurken ve kendinizi  
 özdeşleştirmiş olduğunuz nesneler, bu devrede büyük    
 olasılıkla zarar görecektir. Açık konuşmamız gerekirse,    
 ölümün gölgesini  hissedeceksiniz. Aynı sözler sizlere
 daha önce de söylendi; yine de, fizik bedenlerinize ve  
 madde ortamınıza/illüzyonlara sanki ruhunuz sonsuza  
 kadar onlara bağlanmış gibi yapışıyorsunuz.

 Şu noktayı da önemle vurguluyoruz; siz, ruhunuzu ne     
 göğsünüzde, kafanızda, ne elleriniz ve bacaklarınızda   
 bulabilirsiniz; onu çıkaramaz ve yardımcı olamazsınız.
 Ruhunuz bir kabuk içinde bulunuyor.
 Kabuk yok edilebilir ama, ruh yok edilemez.."

 RA BİLGİLERİ



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ra bilgileri,geçiş devresi ve olayları

16/11/2009 - TUN-WU / SATORİ / DEĞİŞİME UYUM




"Uyanıp-aydınlanma ve bunun sonucunda da yaşama

 ve dünyaya bambaşka, yepyeni bir gözle, değişik bir
 açıdan bakmak olarak tanımlayabileceğimiz duruma  
 Japonca'da SATORİ adı veriliyor."

"Dolaysız Aydınlanım ya da ZEN görüşüne göre, bir kere   
 Satori'ye erişildi mi o zaman tüm sorunlar kendiliğinden
 çözülecek, aydınlanan birey karşısına çıkacak her sorun
 ile başa çıkacak güç ve cesareti de elde etmiş olacaktır.
 Bunun için, Zen'de, Satori'nin önüne geçebilecek, daha
 ön sıraya konabilecek önemde hiç bir konu ve bir sorun
 yoktur."

"Bir matematik probleminin çözülmesi, büyük bir keşfin
 sağlanması ya da güç bir duruma bir çözüm getirilmesi,
 Yunanlı bilge Arşimed'in bile 'Eureka!' diye bağırmasına
 neden olan, sorunlarımızın birdenbire zihinde aydınlığa
 kavuşuvemesi gibi durumlar, kuşkusuz bunların bütünü
 bir bakıma Satori'dir. Ama, bu ve benzeri pozisyonlar,    
 zihnimizin ancak ZEKÂ ve AKIL ile ilgili yanlarını etkiler.
 Onun için de böyle bir Satori'den yaşamımızın en derin     
 yerine kadar tesir ederek farklı değişiklik oluşturmasını
 bekleyemeyiz. Zen'in ilgilendiği Satori, yaşamın bütünü
 ile ilgili olan Satori'dir.  Zen'in  ortaya koymaya çalıştığı    
 Satori, zihinde öylesi farklı bir dönüşüm sağlayabilecek      
 Satori'dir.."

"Zen'in Satori'si, bütün yargı ve kanılarımızın yeniden bir
 değerlendirmeden geçirilmesini zorlayan, yeni bir boyut,
 daha doyurucu, yetkin bakış açısı kazandıran Satori'dir.  
 Dünya yaşamımıza, içimiz ve dışımıza, olgu ve olaylara
 düalist/ikici bir kabul ile düşünebilen dar mantıkçı bakış
 açısının üstünden, ötesinden yepyeni gözle bakabilmeyi,
 bunun sonucunda, ahlâksal/manevî açıdan, akılcı açıdan
 bağımsızlaşmayı oluşturabilen Satori'dir."

"Satori, bir kimseye öyle dışarıdan verilebilecek soyut ve
 nesnel bir öğreti değildir. Elverişli koşulları oluştuğunda  
 kendi kendine ortaya çıkacak olan dönüşüm/ değişimdir.
 Zen öğretisinin hedefi ise, Satori için gereken koşulların
 ve ortamının hazırlanmasından daha ileriye geçemez.
 Bu dönüşüm/transformasyon bireyin kendisi ve çevresi
 ile uyum içinde bütünleşmesiyle noktalanacak somut bir  
 yaşantıdır."
 
 İlhan GÜNGÖREN
 Zen Budizm
 Bir Yaşama Sanatı
 Aya Yayınları-1978



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : satori,zen,değişime uyum,ilhan güngören,tun-wu

15/11/2009 - EBEDÎ OLAN RUHTUR..



Yaşamın kısa olduğunu hatırla.
Dünyaya neyi aramaya gelmişsen, yaşamın
boyunca onu elde etmeye çalış, yani gerçek
olgunluğu ara. Bu yaşamdan ruhsal varlığın,
girdiği zaman olandan daha arı, daha saf bir
halde çıksın!

Kendini, bedeninin tuzaklarından esirge; yeryüzünün
savaş alanı olduğunu, orada maddenin ve duyguların
durmadan ruha saldırdıklarını düşün.

Aşağılık tutkulara cesurca karşı koy;
zihnen ve kalben savaş; kusurlarını gider, karakterini
yumuşat, iradeni güçlendir. Düşüncen dünyasal olan
bağlantılarından kurtulsun  kendine pırıl pırıl göklere
doğru uzanan bir yol açsın!

Maddî olan her şeyin geçici olduğunu hatırla.
Kuşaklar, denizin dalgaları gibi gelip geçmekte;
imparatorluklar çökmekte,  güneşler sönmekte,
dünyalar yok olup gitmektedir.
Her şey çabucak geçmekte, yitip gitmektedir.

Ama Tanrı'dan gelen ve onun gibi değişmezlik niteliği
taşıyan, beşerî görkemlerin parıltılarının da üstünde
göz kamaştırırcasına ışıldayan üç şey vardır:

Bilgelik, Erdem, Sevgi!

Çabaların ile işte bunları elde etmeye çalış;
elde edince de kendini gelip geçici olan her şeyin
üzerine yükselmiş halde bulacaksın ve Ezelî-Ebedî
olanın tadını çıkaracaksın.

Léon Denis
Ruh ve Madde Yayınları
Çeviren: Yavuz Keskin
1989




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ebedı olan ruhtur,leon denis,ruh ve mdde yayınları

14/11/2009 - WATER ON THE MOON / GOETHE MESAJLAR..



Ay meselesini ısrarla istediğinizi biliyorum.
Daha önce de bir çok Dünya insanı, Ay'a ve diğer
başka gezezegenlere gidip ve tekrar dünyaya
dönmüşlerdir. Fakat susmaktadırlar.
Zamanı gelince konuşacaklardır.
Çünki şimdi, kimse onları anlayacak ruhsal
seviyede değildir.

Şu anda herkesin bildiği üç dünyalı Ay üzerinde
bulunmaktadır. Fakat herkesin bilmediği pek çok
dünyalı da Ay'da yaşıyor. (20.7.1969)

Er geç bunlar açıklanacaktır.
Dünya halkını paniğe kaptırmamak şarttır.
İlâhî düzen tedric ister.

Astronotların indiği yer çöl manzarasındadır.
Çölde bitki olur mu?
Fakat atmosferi hissedeceklerdir.
Bu bile aşamadır.
Hakikatleri gizledikleri için onlara kızma,
sahtekârlıkla itham etme.
Bir çok hakikatler gizli kalmaktadır ve şimdilik
gizli kalmalıdır.

Ay'da hayat var mıdır, yok mudur diye sormak
dahi olumsuzdur.
Ay yaradılmıştır.
Belli bir göreve atanmıştır.
Ay yaşayacak, görevini ifa edecek ve yaşatacaktır.

Ay'da insan vardır.
Ay'da bitki fazladır.
Ay'da hayvan vardır.

Ay insanı sizi tanıyor.
Ay insanı tekâmül vetiresini hayli ilerletmiştir.
Diğer gezegenlerden gelen insanlar ve bilgiler,
Ay insanını, dünya insanından önce uyandırmıştır.
Ay insanı, Dünya insanından farklı değildir.
Biçimsel benzeyiş dolayısı ile, dünyanızda yaşayan
Ay'lıları tanımakta güçlük çekiyorsunuz.
Tanısanız, onlar çalışamayacaklar ve sizlere gerekli
bilgiyi aktaramayacaklar, uyandıramayacaklardır.
Zamanı gelince ve her şey anlaşıldığında, Ay'lılar
ile Dünya'lılar bir kardeş olarak birlikte yaşamasını
öğreneceklerdir.

Ay'daki yaşamın farkı şudur:

Ay'da yaşam, Ay üzerinde olmakla beraber, Ay'ın
tabiatı icabı yeraltı şehirleri kurulmuştur.
Krater gibi gördüğünüz delikler, yeraltı şehirlerinin
giriş ve çıkış kapılarıdır.

Fakat, Ay üzerinde de Ay'lıların bir çok enstelasyonları/
installation/kurgusal montaj/donanım/us/yerleşim
alanları vardır. Bu enstelasyonlar sizinkilerden çok
farklıdırlar. Işığı, havayı, kozmik ışınları ve radyasyonu
alır, içeriye şehirlere verir. Ay'lı, dışarıda da yaşıyabilir.
Fakat bunun güçlükleri vardır. Bitkiler de hem içeride
ve hem dışarıda yetişir.

Ay bir enerji deposudur.
Fazla enerji Dünyaya akar.
Yalnız Güneşin ışınlarını yansıtmakla kalmaz. Bizatihi
kendi bünyesinde mevcud enerjiyi de Dünyaya aktarır.
Ay ışığında, dünya insanlarının romantik duygulanımları,
ferahlık hissetmeleri, daha çok sevgi verebilmeleri
bundan dolayıdır. Gelen Ay enerjisi, toprağa ve bitkiye de
hayatî önem taşıyan gıdayı ulaştırır.

Dünya yalnız değildir.
Ay'da da dünya problemi önemlidir.
Ay'ın mevcudiyeti ile Dünya'nın mevcudiyeti birbirine
bağlıdır ve Ay'lılar bunu müdriktirler.
Fakat Dünyalılar henüz bu durumları anlayamıyorlar.

Ruhsal Mesajlar
Goethe
20.7.1969



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : water on the moon,ruhsal mesajlar,goethe,ay,dünya

13/11/2009 - SURROGATES / SURETLER / NÜZZÂR / BAKANLAR




2009-ABD
Bilim Kurgu
Yönetmen:  Jonathan Mostow
Senaryo    :  Brett Weldele-Robert Venditti
Gör. Yön.   : Oliver Wood
Müzik          : Richard Marvin
Oyuncular  : Bruce Willis-Radha Mitchell


-Kendinize bir bakın..
 Koltuklarınızdan kurtulun,
 kalkın ve aynaya bir bakın.

 Tanrı'nın sizi nasıl
 yarattığını görün.

 Hayatımızı, makineler aracılığıyla
 yaşamak için yaratılmadık.


  4 YIL ÖNCE;

-Bir maymunun,
 bu kolu sadece düşünceleriyle
 hareket ettirdiğini mi söylüyorsunuz?

-Kesinlikle.
 Beyin ve sinir hücreleriyle
 iletişimde olan 100 tane
 farklı sensör var.

 Artık fiziksel özürlü insanlar,
 tamamen yapay olan
 vücutları yönetebilecekler.

 Gelecek için büyük
 umutlar vadediyor!

  11 YIL ÖNCE;

-Elimizdeki teknoloji sayesinde,
 savaş zamanında bunu daha
 sık görmeye başlayacağız.

 Askeri ve endüstriyel kullanım için
 üretim kapasitesi genişledikçe,
 suretler makul fiyatlarda
 halka sunuldu.

 Bu da yaşam tarzımızda köklü
 bir değişikliğe neden oldu.

 Hastalık veya yaralanma riski
 olmadan evinizden çıkabilirsiniz.

 Spor yapmadan veya estetik ameliyatı
 olmadan mükemmel görünebilirsiniz.

 Bir süre sonra, tıpkı diğer insanlar
 gibi olacaklarına hiç şüphe yok.


-İnsan olmayacaklar, peki
 ya toplumumuzun
 birer parçası olacaklar mı?

-Aklımda hiçbir şüphe yok.
 Yüksek mahkeme,
 dörde karşı beş oyla
 suretlerin günlük hayatta
 kullanılabileceği yönünde karar verdi.

 Şu anda, evrimsel öneme sahip
 bir olaya tanıklık ediyoruz!

  7 YIL ÖNCE;

-Suret üretimindeki sektör
 lideri VSI firmasına göre,
 dünya nüfusunun %98' inden fazlası
 günlük hayatlarının her alanında
 suret kullanıyor.

 Hayal bile edilemeyecek şeylerin,
 artık zorunluluk olduğu
 büyük bir değişimin ortasındayız.

 Suretlerin küresel çapta
 kabul görmesinden bu yana,
 suç oranlarında rekor düşüşler yaşandı.

 Şiddet suçları, bulaşıcı hastalıklar
 ve ayrımcılıkla ilgili
 inanılmaz bir düşüşe tanıklık ettik..
 Toplumları yüzyıllardır
 rahatsız eden problemler,
 neredeyse bir gecede çözüldü.,

 Bizler yaratıcılarıyız!
 Onları,
 her işimizi yapmaları için üretiyoruz.
 Hepsi bir makinede.

  3 YIL ÖNCE;
  ROBOTLARA HAYIR!

-Ancak, robotlara karşı olan
 ve kullanım alanlarının
 kısıtlanmasını isteyen
 azınlık bir grup da var.

 Yeri ve endüstriyel kullanım için
 üretim kapasitesi genişledikçe,
 bir çok insan bunu
 insan olmayan varlıkların
 istilâsı gibi görecek.

-Ülke çapındaki büyük şehirlerde
 kamplar ve suretsiz bölgeler kurdular.
 Onlara önderlik yapan kişinin adı,
 Zaire Powell

 Taraftarları ona ''Kâhin'' diyor.

 "Sokaklarda yürüyen bu makinelerin
   hepsi palavra!
   Sizlere palavra satıldı.."

GÜNÜMÜZ;

..  ..  ..


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : surrogates,film,suretler,nüzzar,bakanlar

12/11/2009 - PRENSİPLERE BAĞLI İNSAN - ADLER




Bir başka tip insan da, öğrencilere has bir özellik
göstermese bile, onları hatırlatan tarafları vardır.
Bu tipten olanlar bütün yaşamsal faaliyetlerini bir
prensibe bağlamak, kendilerince geçerli bildikleri
ilkelere göre hareket etmek isterler. Bu tip kişiler
inandıkları prensiplerden vazgeçemezler, her şey
yaşamlarında onların alıştığı şekilde yürümezse,
mutlu olamayacaklarını sanırlar.

Böyle kimseler çoğunlukla kuru insanlardır. Bizde
uyandırdıkları izlenim ise şöyledir:

Kendilerini güvensiz hissettiklerinden korkularını
giderebilmek için tüm yaşamlarını birkaç kaideye
ve formüle sıkıştırmak isterler. Kural harici kalan
durumlardan kaçarlar. Alışamadıkları bir durumla
karşılaştıkları zaman kırılırlar ve canları sıkılır. Bu
şekilde hareket etmenin insanı belli mikdar güçlü
kılacağı düşünülebilir. Bu noktada sadece vicdan
duygularına ters düştüğü için, insanların, sosyal
bazı faaliyetlerden nasıl kaçtıklarını düşünmemiz
yeterlidir.

Bu gibi kimselerde farkedilen sınırsız gururluluk
ve  hakimiyet arzusudur. Bunlar çalışkan insanlar
olsalar bile, kuru ve bilgiç tavır ve eylemlerinden
kurtulamazlar. Şahsî teşebbüste bulunamazlar ve
ilgileri son derece sınırlıdır, birtakım garip tutkuları
vardır. Bazısı her zaman merdivenin kenarlarından
yürümeyi veya kaldırımda belirli taşların üzerinde
yürümeyi alışkanlık haline getirmiştir. Bir kısmı da
alıştığı yolda yürümekten vazgeçemez. Bu kişiler
yaşamın bütün boyutlarına karşı alâkasız kalırlar.
Böylesi bir karakterin te'siriyle zamanlarını boşa
harcarlar ve sonunda kendileriyle ve çevreleriyle
uyum sağlayamazlar.

Prensip edinen ve korumaya çalışan insanlar, yeni
bir durumla karşılaştıklarında, değişime kendilerini
hazırlamadıkları için başarısızlığa uğrarlar ve bazı
kaideler uygulanmadan ve sihirli formül olmadan
hiç bir şeyin yapılamayacağına inanırlar. Bu yüzden
her türlü değişiklikten kaçınırlar.

Sözgelişi ilkbahara geçiş onlara oldukça zor gelir;
çünkü uzun zaman kendilerini kışa alıştırmışlardır.
Sıcak mevsimle birlikte açık havaya çıkmak imkânı
ve başkalarıyla samimi ilişkiler kurmak mecburiyeti
onları tedirgin eder. Her ilkbaharda kendilerini iyi
hissetmediklerinden şikâyet ederler, şahsi girişimi
gerektiren görevlerden kaçarlar.

Bu özellikler, doğuştan var olan, değiştirilemeyen
özellikler değildirler. Kişi, yaşamına karşı takınmış
olduğu hatalı bir tavrı, bütün benliğini etkileyecek
şekilde sonradan benimsemiştir. Bu tavır kendisini
değiştirmesine imkân vermeyecek şekilde kuvvetli
bir hal almıştır.

İNSANI TANIMA SANATI
Alfred Adler
Dergâh Yayınları




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : insanı tanıma sanatı, alfred adler, prensiplere bağlı insan,

11/11/2009 - BESÛS - MAKAMAT




 MAKAMAT - HARİRÎ:
 26. Makame/Raktaiyye
 notlar: 5


 Darb-ı Mesel: "Besûs Harbi'nden daha zor."
 Zora giren ve sarpa saran karışık işler hakkında
 kullanılır.

 Besûs; "Eş'em-ü min el-Besûs" darb-ı meseli ile
 damgalanan uğursuz, şom bir kadının ismidir ki
 Araplar arasında "Harb-ül Besûs" adı ile anılan
 müthiş bir harbe sebeb olmuştur.

 Besûs, bir gün başka tarafta bulunan hemşiresini
 ve hemşire-zadesi (Cessas ibn-i Merre)'yi ziyaret
 etmek maksadıyle vatanından çıkar ve komşusu
 olan (Sad ibn-i Şems-ul Türmî) kendisine arkadaş
 olur, birlikte Cessas'ın evine giderler.

 Sad'ın, (Serâb) adındaki dişi devesi, Cessas'a ait
 develerle beraber mer'aya giderler ve Cessas'ın
 eniştesi (Kuleyb ibn-i Rabla) nın korusuna dalar.
 Kuleyb, kaynı Cessas'ın misafirine aid devesini
 tanımayarak korudan çıkarmak için bir ok fırlatır,
 tesadüf olarak ok gider devenin memesine isabet
 eder.

 Bî-çare hayvan memesinden kan ile karışık sütü
 akıta akıta Cessas'ın evine gelir. Besûs, devenin
 halini görünce vaveylayı koparır:
"Komşunun devesi vurulurmu imiş?"
 diye feryad ederek,kabilesini harbe teşvik yollu
 beyitler söyler, Cesas'ın damarı kabarır Besûs'a;

"Teyze sen müteessir olma, ben senin komşunun
  dişi devesi mukabilinde (Kuleyb'i murad ederek)
  onların muteber bir devesini telef ederim." der.

 Söz, Kuleyb'in kulağına gider ve (Alyan) adındaki
 devesini kasd ediyor zannıyla; "Onu öldürmek pek
 zordur," mealinde sözler eder.

 Bu söz, Cessas'ın öfkesini pek çok artırır ve Kuleyb'i
 aniden bir yerde bastırıp, öldürür. Bunun üzerine iki
 taraf kabileleri; (Tay ibn-i Vâil) ile (Bekr ibn-i Vâil)
 arasında yıllarca "Harb-ül Besûs" denilen muharebe
 ve muhasama vuku' bulur. Böyle bir felâkete sebeb
 olduğu için de Besûs uğursuzlukla darb-ı mesel olur.

 Harb-ul Besûs, Arab'ın meşhur vakalarındandır.

Çeviri: Sabri Sevsevil
M.E.G.S.B
1986



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : besûs bahsi, makamat, harirî

10/11/2009 - ANA TE'SİR KUŞAKLARI / SADIKLAR PLANI



Varlıklar dünya sistemine dahil olduktan sonra,
mecburî/yükümlü olarak, 4 ana te'sir kuşağından
geçerler.

1. Te'sir kuşağı: Otomatizma ile determinizmin ve
ilgili idrâkin kavranılmadığı bir te'sir kuşağıdır. Bu
kuşakta varlıklar, içinde bulunulan kâinat sistemi
ile daima bir uyuşma/anestezik hâl içindededirler.
Uyuşma, bir dişli çark sisteminde değişik dişlilerin
ana çarktan aldığı hızla dönmelerinden meydana
gelen ahenk'e benzer. Bunların meydana getirmiş
olduğu büyük bir şebeke vardır ki, bu birinci te'sir
kuşağını teşkil eder.

2. Te'sir kuşağı: Otomatizm ile mantıklılık arası te'sir
kuşağıdır. Mantıklılıktan maksat, gaye, düşünce ve
hareketlerin determinizmaya doğru kayış sürecinin
müşahedesidir.

Bu noktada varlık, nedenlere/gerekçelere/akla/
adalete/insafa dayanarak sonuca gitmeye çalışır.

3. Te'sir kuşağı: Akl ve determinizmin hâkim olduğu
te'sir kuşağıdır. Varlık burada, özgürlüğünün farkına
varmış, mes'uliyetlerini idrak etmiş ve esas gayesi
istikametinde fonksiyon icra etmeye başlamıştır.

4. Te'sir kuşağı
: Tam bir determinizma içerisinde ve
yüksek sezi/sentience yönetimi altında bir vazifeli
olarak yaşamaktır.

Bu sonuncu/4. Te'sir kuşağı, dünyanızın üzerinde
ancak siklusların hitam bulmasından/sona erme
noktasından evvelki kritik devrede/günlerde ya da
yevm'de tebellür eder/biçim alarak görünür hale
gelir.

Bundan evvelki (3. Te'sir kuşağına ait) fonksiyonlar
çok mevziî/yerel/yöresel ve daha ziyade 3. Te'sir
kuşağı olarak tafsilatını verdiğimiz te'sir kuşağının
etkisindedirler.

Sadıklar Planı
Bilim Araştırma Merkezi
Cilt:4 Kademe:4
2.06.1967                                                                                           



DETERMİNİZMA=Vücub/İcab
Bu konuda bakınız:

http://interlock.blogcu.com/pariltilar_7232821.html

Her olayın, başka olayların gerekli ve kaçınılmaz
bir sonucu olması prensibi.

OTOMATİZMA=İstem dışı/Robot.
Otomatiklik.
Varlığın yaşam etapları içerisinde öz bilgisi haline
gelmiş olan deneyimsel birikimleri.
Bu tür innî edinimler, bir süre sonra kişiyi etkisi
altına alarak, yönetmeye başlar. Karar verme
anlarında sufle/nefes/imalar ile fısıldayarak
yönlendirir.

SIKLUS=cycle=moment=
An/nüfuz/önem
Belirli dünya evrim süreci/devir, dönem, devre/
döngü=period/çağ/çevrim/zaman dizileri/
loop=kavis/dönme/düğüm

          



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : te'sir kuşakları, siklus, otomatizma, determinizma, sadıklar planı, dönem sonu te'sirleri

9/11/2009 - ŞEYH BEDREDDİN / VARÎDAT



Esirgeyen, yarlığayan Tanrı adıyla.
Tanrı'm senden yardım dileriz.
İyilikle bitir işi.

Ahiret işlerinin, bilgisizlerin sandıkları gibi olmadığını bil.
O işler görünmeyen/gayb ve melekût evreniyle ilgilidir.
Sıradan kimselerin sandıkları gibi duyu evreni/şehadet
âlemi ile değil.

Peygamber ve özü arınmış kimselerin sözleri doğrudur.
Yanlışlık onların söylediklerini anlamadadır.
İyi bil, kuşkulanma, bildirilerle bize ulaşan ve yazılmış
belgelerle anlatılıp yayılan; cennet, hûriler, köşkler,
ağaçlar, yemişler, ırmaklar, azap ve ateş ve bunlara
benzer başka varlıklar, sözcüklerin yüzden/biçimsel
anlamlarıyla açıklanamaz.
Onların daha derin anlamları vardır.
Onları sadece Tanrıyla yakınlık kuran, içi dışı arınmış
kimseler/karib'ler bilirler ve anlarlar.
Tapınma/ibadeti gerekli göstermenin amacı, gönülleri
geçici varlıklardan sıyırıp ve enyüce varlığa, başlangıcı
olmayan varlığa yöneltmektir.
Geçici varlıklara bağlanmış gönülle binyıl namaz kılsan
sevapla ilgi bir kazancın olmaz..



Bu gövde ile ayrıntıları dağılıp yok olduktan sonra eski
biçimine dönemez, birleşip bütünleşip, varolamaz.
Ölüyü diriltmenin amacı da bu değildir.
Sen neredesin a şaşkın!
Kendini dünyaya vermen, onunla uğraşman yüzünden
gerçeği kavrama yeteneğin azalmıştır.
Hakikatin olgunlukları senin düşündüğünden başkadır,
Olgunluklara yönelemeyip, onlardan uzak kalışındandır.
Bu anlatılanı bilsen, anlasan, onlardan yararlanırdın ve
gönlün o yana yönelirdi.
Yemişlerle ve daha başka ilgi çekici nesnelerle aldatılan
bir çocuğa benziyorsun. Çocuğa içinin çektiği, hoşlandığı
şeyleri göstererek yönlendirip, bilgi edinerek gelişmesini
sağlarlar. Yoksa öğrenmekten kaçınırdı.

Sen, şu yolunu şaşırmış gönlünle Tanrıyı, peygamberleri
tanıdığını; kitapları okuyarak söylediklerini/haberlerini
anladığını mı sanıyorsun? Derslerle/gerçekle uğraştıkça
hakikati kavramaktan uzaklaşıyorsun, bunu bil..



Tanrı Emri, onun özü gereğidir/Zâtî iktizâ.
Sözle, harflerle, Arapça ya da başka bir dille açıklanacak
türden değildir.
Kalem bütün nesnelerin gerçeğidir ve nesnelerin ortaya
çıkış süresinde, kendi varlığına ne türden görünecekse
öyle yazmaktadır.
Hûriler, köşkler, yemişler, bunların benzerleri yalnız düş
ülkesinde vardır, duyu evreninde yoktur, anla artık.
Cinn de böyledir, adındanda da anlaşılır böyle olduğu,
duyularla ilgisi yoktur. Oysa gören kimse, onu evrende
varmış sanır, gerçek öyle değildir, o düş gücüyle vardır
ancak.



Yüce Tanrı;

"Görünmeyen/El-Gayb'ı ancak Tanrı bilir" dedi.

"El-Gayb" sözündeki 'Elif-Lâm' birer tanımlama belirtisidir.
Hakikatte bilen yalnız O; "BİR" olan, ne varsa yok edendir.
Bütünün bütünde olması kuşkudan işkillenmelerden uzaktır.
Bütün varlıklar, öz bakımından birlik içindedir, her nesne
her nesnede vardır.
Görmüyor musun tohumda bütün ağacın var olduğunu,
bütün ağacın o tohumdan oluştuğunu, bunun gibi ağacın
ayrıntılarından her birinde tohumun bulunduğunu?
Tohumdan ağaç, ağaçtan tohum oluşmaktadır.

Bütün evrenler özde gerçekleşir, bu öz de bir bütün olarak,
evrenlerle gerçekleşir.
Bütün evrenler bir tozan'da/zerre'de/atom'da vardır.
Bu bilinir ve bütünün her insanda bulunduğu anlaşılır.
Bu gizlilik ne denli aydınlanır, insanın ne gibi bir örtü altında
bulunduğu ortaya çıkarsa, o zaman;

"Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, beni bilsinler    
diye insanları yarattım."

sözünün gizemi de o oranda aydınlanır.
Ancak bilen de, anlayan da gene kendisidir/Tanrı'dır,
başkası değil.

Tanrı bütün niteliklerden sıyrılmıştır, oysa gene bütün
nesnelerle nitelenmiştir.

İ. Zeki Eyüboğlu
Der Yayınları
1980

Bak;
http://interlock.blogcu.com/seyh-bedreddin_1121147.html



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : şeyh bedreddin,varidat,ismet zeki eyüboğlu,der yayınevi

7/11/2009 - TABİAT KANUNLARI ÜZERİNE - MONTESQUIEU


Charles de Secondat,
                                                       baron de Montesquieu


Bütün kanunlardan önce, tabiat kanunları vardı;
tabiat kanunları diyoruz bunlara; çünkü, yalnız
varlığımızın yapısından gelirler de ondan.
Bunları iyice anlamak için de insanı, toplumların
kuruluşundan önce incelemek gerekir.
Tabiat kanunları, işte, insanın böyle bir durumda
iken karşılaştığı kanunlardır.

İçimize bir yaradan fikrini aşılamak suretiyle bizi
ona doğru yönlendiren kanun, önemi bakımından
tabiat kanunlarının birincisidir; yoksa kanunların
dizilişine göre değil. Tabiat içindeki insanda bilgi
değil, daha da çok bilgi edinmek yeteneği vardır.
İlk düşüncelerinin teorik düşüceler olamayacağı
apaçık bir şey; varlığının başlangıcını aramadan
evvel varlığını sürdürmeyi düşünecek. Böyle bir
insan her şeyden önce yalnız çaresizliğini duyar;
sıkılganlığı doruk noktaya çıkar; bu konuda örnek
de yok değil; ormanlarda her şeyden ürken, her
şeyden kaçan insanlar buldular.

Bu durumda herkes kendini değersiz görür; eşitlik
duygusu bile çok zayıftır. Bundan ötürü de kişiler
birbirlerine saldırmayı düşünmezlerdi ve hoşgörü
de böylece ilk tabiat kanunu olurdu.

Hobbes* insanlarda, her şeyden önce birbirilerini
boyunduruk altına almak isteği uyanır diyor ama
bu düşünce pek de öyle akla yakın gelmiyor.
Üstünlük ve egemenlik düşüncesi, sayısı öylesine
çok başka düşüncelere bağlı, öylesine karışık bir
düşüncedir ki, insanın aklına gelen ilk düşüncenin
bu olmasına imkân yoktur.

Hobbes soruyor:
"İnsanlar tabiî olarak ve sürekli bir savaş halinde
  değillerse neden devamlı olarak silahlı gezerler?
  Ne nedenle evlerinin kapılarını kapalı tutmak için
  anahtarları vardır yanlarında?"

Evet ama, bunu sorarken de toplu yaşam biçimine
geçmeden önce yaşamış olan insanlara, yalnızca,
birbirlerine saldırmak ve kendilerini savunmak için
bahane arayan toplumsal yaşam biçimine geçmiş
sonraki insanlara ait ve özel şeyler de yüklediğinin
farkında değil.

Zayıflığı ve çaresizliği duygusuna insan, ihtiyaçları
duygusunu ekler. Böylece, başka bir tabiat kanunu
da ortaya çıkar ki o da insanı, yiyecek ve giyecek
gibi gereksinimlerini temin için aramaya yönelten
bir kanun olur.

Korkunun insanı kaçmaya yönelttiğini söylemiştim;
ama karşılıklı korku belirtileri çok geçmeden onları
birbirlerine yaklaştırır ancak böyle olmasaydı bile,
bir hayvanın, kendi türünden ve fakat farklı cinsten
başka bir hayvanın yaklaşmasından duyduğu zevk
de onları birbirlerine yaklaşmağa sevkederdi.

Üstelik, farklılıkları dolayısıyle iki cinsin birbirlerine
karşı duydukları sevgi bu zevki artırırdı; sonucunda
hayvanların sürekli ve olağan karşılıklı yalvarışları
da üçüncü bir tabiat kanunu olurdu.

İnsanlar, ÖNCEDEN VAROLAN duygularından başka,
yavaş yavaş birtakım bilgiler de edinmeğe başlarlar; 
bundan ötürü insanlarda, öteki hayvanlarda olmayan
ikinci bir bağ meydana gelir. Birleşmeleri için yeni bir
neden daha ortaya çıkmış demektir; toplum halinde
yaşama isteği böylece dördüncü tabiat kanunu olur.

Montesquieu
Siyasi ve iktisadi fikirler
C.O.Tütengil
1977

*Thomas Hobbes
  İngiliz felsefecisi Thomas Hobbes var olan her şeyin fizik
  madde olduğunu ve her şeyin maddenin hareketiyle
  açıklanabileceğini öne sürmüştür. Belli bir sınıfa alınması
  güç olan bir filozof Thomas Hobbes, Locke, Berkeley ve
  Hume gibi bir empiriktir ve onlara benzemeksizin matematik
  yöntemin hayranıdır.





Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : Montesquieu, Siyasi ve iktisadi fikirler, C.O.Tütengil, Thomas Hobbes, tabiat kanunları üzerine

7/11/2009 - BİLİM MATEMATİK İLİŞKİSİ ÜZERİNE..




"Fizik ilerledikçe daha SOYUT bir karakter almakta,        
  dolayısıyla İLERİ matematiğe ihtiyaç duymaktadır.
  Atom fiziğinde ulaşılan soyutluk düzeyinde, atomun
  uzayda SOMUT olarak betimlenemeyen, ancak mate-
  matiksel olarak belirlenebilen soyut varlığından söz
  edilebilir..

  Matematik, bir doğa bilimi değildir. Doğada bulama-
  dığımız matematiksel ilişkileri fiziksel süreçlerle bir        
  tutamayız. İlk bakışta matematik, sanatsal yapıtlar
  gibi, insan zekâsının katıksız icadı görünümündedir.

  Matematiğin birçok dalı, fiziğin daha henüz ihtiyaç       
  duymadığı sırada, doğayı incelemeyi aklından bile        
  geçirmeyen, salt kuramsal düzeyde kalan matema-
  tikçilerin elinde oluşmuştur.

  Aklımızın ürünü olan matematiğin, doğayla ve onun    
  yasaları ile ilişkisi ne olabilir?

  Böyle bakıldıkta, bizden bağımsız olan dış dünyanın,
  salt kendi icadımız olan matematiksel ilkelere uygun            
  davranır olması, tümden akıl dışı bir mucize sayılmak        
  gerekir. Ancak, zihinsel etkinliğimiz ile dış dünyanın,          
  sanıldığı gibi, birbirinden tümüyle bağımsız olduğu da
  doğru değildir. Unutmamak gerekir ki, insan zekâsı,      
  organizmanın çevresiyle sürdürdüğü etkileşimin bir      
  ürünüdür ve belli belirsiz, çevrenin yapısal özelliklerini      
  içermektedir.

  Bilimde ve matematikte oluşturulan yasaların, değişik      
  ölçülerde de olsa, dış dünyanın temel karakterleriyle      
  uyumlu olması bu nedenle beklenmeyen bir olay değil-
  dir. Aslında insan ile dış dünya arasında kesin bir ayrım        
  çizgisinden kolayca söz edilemez. En basit bir algılama
  düzeyinde bile bu ayırım belirgin olmaktan uzaktır.  
 
  Matematiksel nesne ve ilişkilerin isteğe göre oluşturulan,    
  salt zihinsel ürünler olduğu iddiası doğru olamaz.
  Kuşkusuz bu tür nesne ve ilişkilerin oluşumunu zihinsel
  etkinliğimize borçluyuz; ancak, bu oluşturma eyleminde    
  zihin bomboş değildir; dış dünyadan ve konunun kendi iç    
  gereklerinden kaynaklanan bir takım zorunluluklarla da        
  çevrilidir."

  C. Yıldırım
  Matematiksel Düşünme
  W. Heitler "Man and Science"




Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : matematiksel düşünme, cemal yıldırım, w. heitler, man and science

5/11/2009 - TUFAN ya da SONSAL / A POSTERIORI


dali
                                                                  “Don Quijote y los molinos”
TDK SÖZLÜĞÜ'NDE:

Duyusal deneyden gelen.
Edinilmiş.
Alınmış.

Deneye baş vurularak elde edilen, dış dünyadaki
yaşantılardan kazanılan (bilgi).     

YORUM OLARAK:
İnnî: Tecrübe ile edinilen, olaylardan çıkarılan netice.
İnnî: Şüphesizlik ve kat'iyyet ifade eden "inne" ile                    
         mütekellim zamirinin birleşmesidir ki malik
         olduğunu iddia/enâniyyet anlamına gelir.

Türkçede karşılığını; "muhakkak ben/egoizm/gurur/
hodbinlik/kendine güven olarak ifade edebiliriz.

OSMANLICA'DA:
Bâdi:
Rüzgâra ait ve havaya ait/geçici/sebeb/illet/icab
zâhir ve âşikâr olan/deniz içinde olan ada.
Sonradan çıkarılan âdetler.

İSLÂM HUKUKU'NDA:
Dinin aslında olmadığı hâlde, din namına sonradan
çıkmış olan adetler.

Örnek olarak:
Giyim ve kıyafetlerde, sosyal yaşamda, toplumsal
ilişkilerde, terbiye ve ahlâk kurallarında, ibadet
hayatında yani dinin hükmettiği her sahada,
dine uygun olmayan şekiller, tarzlar, kurallar, âdet
ve alışkanlıklardır ve insanı sapmaya/kırılmalara
götürür.

YORUM OLARAK:
Anlaşılan o ki, deneye baş vurularak elde edilen;
dış dünyadaki yaşantılar/tecrübelerden çıkarılan
hükümler ile varılan sonuçlar, kişisel önyargıları/
egoizmi/bencilliği ön plana çıkaracağından, ortak
bilinç ve sosyal-toplumsal fikir birliğine ulaşmak
mümkün olamayacak, fikir ihtilâfları, tartışmalar,
karışıklıklar çıkacak, kaos ortamı durumu takib
edecektir.

*DEYİŞ OLARAK, "BEN'DEN SONRA TUFAN";
  BENCİLLİĞİN SONUCUNDA  KATASTROF OLUŞACAĞINI    
  AP-AÇIK İFADE EDER.



KARŞIT KAVRAM: ÖNSEL / A PRIORI / KABLÎ

Önden-Önceden olan:

Deneyden bağımsız olan, ama deneyle canlandırılabilen,
bilincine varılabilen (bilgi); deneyin ötesinde geçerliği
olan (bilgi).

a. Düşünceden, ustan gelen, kavramsal olan.
b. Doğuştan,
c. Kendiliğinden (spontan) oluşan.

Emmanuel Kant, bu karşıtlığı yeniden ele alarak
ortaya koyup derinleştirmiştir.

Kant önsel deyince, deneyi olanaklı kılanı anlar;
çünkü ona göre bilgi zaman bakımından deneyle
başlar, ama yalnız deneyden türemez.

Bu anlayışta önsel/kavram, düşünce değildir,
çünkü önsel olan görüler de/uzay ile zaman da
vardır;bunlar da deneyi olanaklı kılan biçimler,
koşullardır.

Çağımızda görüngü-bilim ve bu çığırın önsel olarak
özü görme ilkesi, önseli yalnız kavramsal olana
bağlılığından ayırmakla kalmamış ayrıca onun biçim
ilkeleriyle olan ilişkisini de kesmiştir.

Burada, önsel, doğrudan doğruya görülen özlüklerin
niteliklerini, öz bağlamlarını ve öz ilişkilerini, hem de
özellikle içerikleri bakımından belirleyen bir terim
olmuştur.

Kant'ın biçimsel önsel'ine/formal a priori'sine karşı,
içeriksel bir önsel ileri sürülmüştür. Ayrıca duygusal
önselden/emotional a priori, değer önselinden ve
dinsel bir önselden de söz edilir.
(Bak: M. Scheler, N. Hartmann, R. Otto, Troeltsch)

bilgi için:
http://interlock.blogcu.com/tesaduf-ya-da-kabl-a-priori_52208661.html



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : tufan, sonsal, a posteriori, a priori, tesadüf, önsel, sonsal,

5/11/2009 - JONAH / YUNUS




 YUNUS, RABB'DEN KAÇIYOR:

1-2:
  Rabb, bir gün Amittay oğlu Yunus'a,
"Kalk, Ninova'ya, o büyük kente git ve halkı
  uyar" diye seslendi,
"Çünkü kötülükleri önüme kadar yükseldi."
3:
  Ne var ki, Yunus Rabb'in huzurundan Tarşiş'e
  kaçmaya kalkıştı. Yafa'ya inip Tarşiş'e giden
  bir gemi buldu. Ücretini ödeyip gemiye bindi,
  Rabb'den uzaklaşmak için Tarşiş'e doğru yola
  çıktı.
4:
  Yolda Rabb, şiddetli bir rüzgar gönderdi denize.
  Öyle bir fırtına koptu ki, gemi neredeyse
  parçalanacaktı.
5:
  Gemiciler korkuya kapıldı, her biri kendi ilahına
  yalvarmaya başladı. Gemiyi hafifletmek için
  yükleri denize attılar. Yunus ise teknenin
  ambarına inmiş, yatıp derin bir uykuya dalmıştı.
6:
  Gemi kaptanı Yunus'un yanına gidip,
"Hey! Nasıl uyursun sen?" dedi,
"Kalk, Tanrı'na yalvar,
  belki halimizi görür de yok olmayız."
7:
  Sonra denizciler birbirlerine,
"Gelin, kur'a çekelim" dediler,
"Bakalım, bu belâ kimin yüzünden başımıza geldi."
  Kur'a çektiler, kur'a Yunus'a düştü.
8:
  Bunun üzerine Yunus'a,
"Söyle bize!" dediler,
"Bu bela kimin yüzünden başımıza geldi?
  Ne iş yapıyorsun sen, nereden geliyorsun,
  nerelisin, hangi halka mensupsun?"
9:
  Yunus,
"İbrani'yim" diye karşılık verdi,
"Denizi ve karayı yaratan göklerin Tanrısı
  Rabb'e taparım."
10:
  Denizciler bu yanıt karşısında dehşete düştüler.
"Neden yaptın bunu?" diye sordular.
  Yunus'un Rabb'den uzaklaşmak için kaçtığını
  biliyorlardı. Daha önce onlara anlatmıştı.
11:
  Deniz gittikçe kuduruyordu. Yunus'a,
"Denizin dinmesi için sana ne yapalım?"
  diye sordular.
12:
  Yunus,
"Beni kaldırıp denize atın" diye yanıt verdi,
"O zaman sular durulur. Çünkü biliyorum,
  bu şiddetli fırtınaya benim yüzümden
  yakalandınız."
13:
  Denizciler karaya dönmek için küreklere
  asıldılar, ama başaramadılar. Çünkü deniz
  gittikçe kuduruyordu.
14:
  Rabb'e seslenerek,
"Ya Rabb, yalvarıyoruz" dediler,
"Bu adamın canı yüzünden yok olmayalım.
  Suçsuz bir adamın ölümünden bizi sorumlu
  tutma. Çünkü sen kendi istediğini yaptın,
  ya Rabb!"
15:
  Sonra Yunus'u kaldırıp denize attılar,
  kuduran deniz sakinleşti.
16:
  Bu olaydan ötürü denizciler Rabb'den öyle
  korktular ki, O'na kurbanlar sundular,
  adaklar adadılar.
17:
  Bu arada Rabb, Yunus'u yutacak büyük bir
  balık sağladı. Yunus üç gün üç gece bu
  balığın karnında kaldı.
     
YUNUS'UN DUASI:

1:
  Yunus balığın karnından Tanrısı Rabb'e şöyle
  dua etti:
2-9:
"Ya Rabb, sıkıntı içinde sana yakardım,
  Yanıt verdin bana.
  Yardım istedim ölüler diyarının bağrından,
  Kulak verdin sesime.
  Beni engine, denizin ta dibine fırlattın.
  Sular sardı çevremi.
  Azgın dalgalar geçti üzerimden.
 'Huzurundan kovuldum' dedim,
 'Yine de bakacağım kutsal tapınağına.'
  Sular boğacak kadar kuşattı beni,
  Çevremi enginler sardı,
  Yosunlar dolaştı başıma.
  Dağların köklerine kadar battım,
  Dünya sonsuza dek sürgülendi arkamdan;
  Ama, ya Rabb, Tanrım!
  Canımı sen kurtardın çukurdan.
  Soluğum tükenince seni andım, ya Rabb,
  Duam sana, kutsal tapınağına erişti.
  Değersiz putlara tapanlar,
  Nankörlük etmiş olurlar.
  Ama şükranla kurban sunacağım sana,
  Adağımı yerine getireceğim.
  Kurtuluş senden gelir, ya Rabb!"

10:
  Rabb, balığa buyruk verdi ve balık Yunus'u
  karaya kustu.

YUNUS, RABB'E BAĞLILIĞINI BİLDİRİYOR:


1:
  Rabb, Yunus'a ikinci kez şöyle seslendi:
2:
"Kalk, Ninova'ya, o büyük kente git ve sana    
  söyleyeceklerimi halka bildir."
3:
  Yunus Rabb'in sözü uyarınca kalkıp Ninova'ya
  gitti. Ninova öyle büyük bir kentti ki, ancak üç
  günde dolaşılabilirdi.                                            
4:
  Yunus kente girip dolaşmaya başladı.
  Bir gün geçince,
"Kırk gün sonra Ninova yıkılacak!"
  diye ilan etti.
5:
  Ninova halkı Tanrı'ya inandı.
  Oruç ilan ederek büyüğünden küçüğüne
  hepsi çula/sackcloth sarındı.
6:
  Ninova Kralı olanları duyunca, tahtından
  kalkıp kaftanını çıkardı; çula
/sackcloth
  sarınarak küle/ashes oturdu.
7-9

  Ardından Ninova'da şu buyruğu yayımladı:

"Kral ve soyluların buyruğudur:
  Hiçbir insan ya da hayvan -  
  ister sığır, ister davar olsun -
  ağzına bir şey koymayacak,  
  otlamayacak, içmeyecek.
  Bütün insanlar ve hayvanlar çula sarınsın.
  Herkes var gücüyle Tanrı'ya yakararak kötü
  yoldan, zorbalıktan vazgeçsin.
  Belki o zaman Tanrı fikrini değiştirip bize acır,
  kızgın öfkesinden döner de yok olmayız."


10:
  Tanrı Ninovalılar'ın yaptıklarını, kötü yoldan
  döndüklerini görünce, onlara acıdı, yapacağını
  söylediği kötülükten vazgeçti.

YUNUS, RABB'İN ACIMASINI YADIRGIYOR:

1:
  Yunus buna çok gücenip öfkelendi.
2-3:
  Rabb'e şöyle dua etti:
"Ah, ya Rabb! ben daha ülkemdeyken böyle
  olacağını söylemedim mi?
  Bu yüzden Tarşiş'e kaçmaya kalkıştım.
  Biliyordum, sen lütfeden, acıyan,
  tez öfkelenmeyen, sevgisi engin,
  yapacağı kötülükten vazgeçen bir Tanrısın.
  Ya Rabb, lütfen şimdi canımı al.
  Çünkü benim için ölmek yaşamaktan iyidir."
4:
  Rabb,
"Ne hakla öfkeleniyorsun?" diye karşılık verdi.
5:
  Yunus kentten çıktı, kentin doğusundaki
  bir yerde durdu. Kendisine bir çardak yaptı,
  gölgesinde oturup kentin başına neler
  geleceğini görmek için beklemeye başladı.
6:
  Rabb Tanrı, Yunus'un üzerine gölge salacak,
  sıkıntısını giderecek bir keneotu sağladı.
  Yunus buna çok sevindi.
7:
  Ama ertesi gün şafak sökerken,
  Tanrı'nın sağladığı bir bitki kurdu,
   keneotunu kemirip kuruttu.
8:
  Güneş doğunca Tanrı yakıcı bir doğu rüzgarı
  estirdi. Yunus başına vuran güneşten bayılmak
  üzereydi. Ölümü dileyerek,
"Benim için ölmek yaşamaktan iyidir." dedi.
9:
  Ama Tanrı,
"Keneotu yüzünden öfkelenmeye hakkın
  var mı?" dedi.
  Yunus,
"Elbette hakkım var, ölesiye öfkeliyim"  
  diye karşılık verdi.
10-11
  Rabb,
"Keneotu bir gecede çıktı ve bir gecede yok oldu"  
  dedi,
"Sen emek vermediğin, büyütmediğin bir
  keneotuna acıyorsun da,
  ben Ninova'ya, o koca kente acımayayım mı?
  O kentte sağını solundan ayırt edemeyen
  yüz yirmi bini aşkın insan, çok sayıda hayvan var."


 KUR'AN
 SAFFÂT: 139-148


Şübhesiz Yunus de o mürselînden.
Hani bir vakıt dolu gemiye kaçmıştı,
kur'a çekmişti de kaydırılanlardan olmuştu.
Derken, kendisi balık yuttu.
Melâmette idi,
Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi,
her halde ba'solunacakları güne kadar
onun karnında kalırdı.
Hemen biz onu alana attık. Hasta idi
Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ
artıyorlardı.
O vakıt ona iyman ettiler.
Biz de onları bir zamana kadar
istifade ettirdik
   
 KUR'AN
 KALEM: 48-50


"O halde sabret rabbının hukmüne!
 Sahib-i hût/Yunus gibi olma!
 Hani öfkeye boğulmuş da nida etmişti!
 Rabb'inden O'na bir ni'met yetişmiş olmasa idi,
 elbette o fazaya fena bir halde atılacaktı
 Fakat rabbı onu ıstıfa buyurdu da,
 salihînden kıldı."

  Elmalılı Tefsiri:

"Hasılı, Allah'ın kalemi ile yazdığı takdirine sabr et.
  Cefalara tahammül eyle de, yarın için vereceği
  hükmü gözet, sabırsızlıkla kavmına kızıp, öfke ile
  zulümâtta habse düşen Yunus gibi olma.

  Hiç bir vech ile onun gibi olma değil, ancak şu hal
  ve vakıtta ki Yunus gibi olma:
  O vakıt ki O, makzum, ya'ni öfke ile nefesi tıkanmış
  bir halde nidâ etmişti, inlemişti.

  Maamafih burada maksud kime, nasıl nidâ ettiğini
  anlatmak değil, yalnız öfke ile boğulacak bir halde
  nidâ etmiş olduğunu anlatmaktır.

  Eğer Rabb'inin ni'meti O'na yetişmiş olmasa idi-
  tevbe ve nedametle tesbihi ilham edip ve duasına
  icabetle imdad etmese idi her halde O, fazaya;
  çıkarıldığı açıklığa; âlana mezmum bir halde atılacaktı-
  gerçi ilel'ebed balığın karnında kalmıyacak, her ne
  olsa atılacaktı, lâkin iyi, memduh bir şey olarak değil,  
  mezmum, fena bir halde atılacaktı.

  Demek ki O'nun oraya düşmesi ve düşmesine sebeb
  olan öfkesi ve sabırsızlığı iyi bir şey değildi, fakat
  Rabb'ı onu ictiba buyurdu-o tabîatte bırakmadı ıstıfa
  eyledi, inayetiyle derdi topladı, süzdü, mezmum
  olmaktan korudu, öfkeden, gamdan kurtarıp yeni
  baştan vahyine mazhar eyledi de O'nu salihlerden      
  kıldı-yüzbinlere risalet ve şefaat için gönderdi, onları
  o sebeble azâbdan kurtarıp istifade ettirdi, kendisini
  salâhta kemale irmiş mürselînden kıldı.

  Demek ki her şey gaybe âlim olan Rabb'in yazısı ve
  hükmü ile cereyan eder ve O'nun takdirinde asıl irade        
  kendisinin olmakla beraber istikbali hâle, hâli mâziye
  rabt eden ve her hâli istikbalde bir akıbete doğru
  götüren ve aynı zamanda insanlara da takdirine göre
  bir salâhiyyet veren ve bu suretle her hususa
  hususiyetine göre iyi veya kötü neticeler terettüb
  ettiren, onun da her lâhzası yine O'nun hükmüne bağlı
  olan bir nizam vardır.

  Kâinat bu suretle kalemi Hakkın yazdığı ve yazacağı
  satırların müfadıdır."




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : jonah, yunus, tevrat, kur'an, saffat suresi, kalem suresi, elmalılı tefsiri

4/11/2009 - KOZMİK DEĞİŞİMLERE UYUMLANMAK..


Dali/Resurrection of the Flesh

"Kozmik Devre'ye giriyorsunuz.
  Kozmik Devre ile uyum yapmanız gerekmektedir.
  Kâinat, bu Kozmik Devre içerisinde bir gelişme ve
  bir hamle içerisindedir.

  Devamlı tekâmül olduğu ve hiçbir zaman gerileme,
  durma bahis konusu olmayacağı için, Galaksiniz de
  yeni bir Galaktik Devre'ye girmek ile, tekâmülün bir
  başka vetiresi/verite/üstbilgi kuşağı tesir alanına
  girmek üzeredir.
 
  Binaenaleyh, bünyeniz*, tüm yaşayan varlıklar bu
  vetireye intıbak etmek/uyumlanmak zorundadır ve
  ona intıbakın tek yolu, saygılı bir sevgi ile Tanrı'ya      
  bağlanmaktır. Tanrı'nın bütün kullarına/varlıklarına
  sevgi hissetmektir. Cansızlık diye bir şeyin bahis
  konusu olamayacağını, cansız olan her varlığın, her
  atomun bir ruh ile ilgisi olduğunu, evvelce defalarca
  sizlere bildirmiştim. Binaenaleyh, 'cansızları' da bu
  yolun gerekli olacak durumlarına hazırlayınız.

  Nasıl hazırlayacaksınız?

  Dağları seyrederken, oraya sevgi dolu vibrasyonlar
  gönderiniz/ Ağaçları seyrederken, onlara sevgi dolu          
  vibrasyonlar gönderiniz/enerji nakli yapınız.
  Taşa da, toprağa da sevgi dolu vibrasyonlar gönderiniz..      
  Gözünüzün gördüğü, kulağınızın işittiği bütün dünyaya..

  Önünüze Dünya haritasını alınız.
  Dünya haritasının her köşesine sevgi vibrasyonları
  gönderiniz.
  Bunları herkes yapacak seviyede değildir.
  Sizler bu seviyedesiniz.
  Kendinizi sorumlu hissetmeniz gerekir.
  Sizin, yalnız Türkiye'nin, yalnız Avrupa'nın değil,
  bütün Dünya'nın yükünü üzerinizde taşıdığınızı
  bilmeniz gerekir.."

  Çağrı
  Tebliğ: Şubat-1970
  Goethe
  B.A.M.



KOZMOS= COSMOS= KÂİNAT= EVREN
:
Gözlemlenen ya da var olduğu düşünülen maddenin
ve enerjinin tümünü içeren fiziksel sistem.

Evrenin başlıca bileşenleri, gökadalar/galaksiler,
dev yıldız sistemleri, yıldız grupları ve bulutsular/
yıldızlararası toz ve gaz bulutlarıdır.
Bunları, daha küçük gökcisimleri olan yıldızlar ile
bunların çevresinde dolanan gezegenler, uydular,
kuyrukluyıldızlar ve göktaşları izler.
Bu tür cisimlere ek olarak evrende kütleçekimi
alanları ile çeşitli ışıma türleri bulunur.

GALAKSİ= GALAXY= GÖKADA
:
Yer'in de içinde bulunduğu Samanyolu Gökada'sı,
uzun yüzyıllar boyunca var olduğu sanılan tek
gökada sistemi olarak kaldı.

Güneş sisteminin de içinde yer aldığı, yıldızlardan
ve yıldızlararası maddeden oluşan büyük, disk
biçimli sistemdir. İçerdiği çok sayıdaki yıldız, sisteme
tüm gökküreyi çevreleyen, oldukça düzensiz aydınlık
bir kuşak görünümü kazandırır.

Samanyolu gökada sistemi, evreni/kozmos/kâinatı
oluşturan milyarlarca gökadadan biridir.
                                
BÜNYE:
Anayasa, plân, düşünce yapısı, organizma, psikolojik
yapı, düzen, alışkanlıklar, bağımlılıklar, yaşam biçimi,
huy ve adetler, geleneksel kabuller, kılık-kıyafet, vasf,
kalite, nitelik, mizac, yetenek, duyma ve görme vs.



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : kozmik ve galaktik değişimler, tekâmül, devre tesirleri ve uyumlanmak, bilim araştırma merkezi, çağrı

3/11/2009 - GOSPEL OF THOMAS / BAĞIŞLANMAK




Thomas İncili iki köylü kardeş tarafından 1945'te
Mısır'da Nag-Hammad bölgesinde bir mağarada
bulunmuş ve 1952'de Mısır Arkeoloji Müzesi'nce
açıklanmış, içinde Kıptî dilince yazılmış olan, 12
elyazması kitaptan müteşekkil apokrif bir İncildir.

Bu kitaplar mühürlü bir küp içinde gizlenmişlerdi. 
Şimdi Mısır, Kahire'de Koptik Müzesinde koruma
altına altınmış bulunmaktadır.

Kıptî metinlerin, Yunanca kaleme alınmış kadim
bir kitaptan çeviri yapılarak yazıldığı ve gizlendiği
sanılmaktadır.

Thomas İncil'i, Yeni Ahit/Mukaddes Kitab'ın içerdiği
ve daha önce bahsini ettiğimiz dört İncil'den farklı
olarak, kıssa/benzeşimler yolu ile anlatma tarzında
yazılmamış, İsa'nın sözlerini anlaşılır biçimde nakle
çalışmıştır. Nakli yapılan sözlerin, Thomas tarafından
işitilmiş olduğu ve bir biçimde kaydedilip, saklandığı
anlaşılmaktadır. Tamamı 114 sözü kapsar.


1-5 sözler:

Bunlar İsa'nın, Hayat enerjisi/Rahim hakkında
söylediği gizli şeylerdir/sırr'lardır ve..

O, dedi:

"Bu sözlerin/vecize/hikmetlerin yorumunu bulan/
  te'vilini yapabilen ölümü tatmayacak."

İsa, dedi:

"Arayan, bulana kadar aramayı bırakmasın ve
  bulunca şaşıracak ve şaşkınlıkta kalarak hayran
  olacak, her şey üstünde hüküm sürecek."

İsa, dedi:

"Eğer size yol gösterenler, 'işte Melekût göktedir'
  derlerse o zaman, göğün kuşları önünüzde gidecek,
  eğer, 'Melekût denizdedir' derlerse o zaman
  balıklar önünüzde gidecektir.
 
  Fakat; Melekût hem içinizdedir ve hem dışınızdadır.
  Kendi kendinizi bilince, o zaman bilineceksiniz, ve
  siz Diri Baba'nın/Hayat enerji kaynağı'nın çocukları/
  yeni ürünleri/new products olduğunuzu bileceksiniz.
  Lâkin kendinizi bilemezseniz, o zaman fakirsiniz/
  objektif fikirler ile yetiniyorsunuz ve bu fakirlik ise
  sizsiniz/Hayat enerjiniz yok/alamaz durumdasınız."


İsa, dedi:

"İhtiyar adam/Birey olamamış kişi, yaşamında yedi
  günlük sabî'ye/yeni prodüksiyon'a, hayatın yerini/
  hayat enerjisinin nasıl edinildiği hakkında sormakta        
  gecikmeyecek, ve o adam yaşayacak, çünkü
  birincilerin çoğu sonuncu olacak ve bir olacaklar."

İsa, dedi:

"Yüzün önünde olanı/görünen biçimleri bil/tefrik
  et, sana gizli olanın üstü açılacak/kodlar açılıp,
  şifreler çözüleceklerdir; zira ortaya çıkmayacak
  saklı bir şey yoktur."




Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : gospel of thomas, bağışlanmak, thomas incili

2/11/2009 - THEN SAID ALMITRA, "SPEAK TO US OF LOVE"



  bunun üzerine Almitra,
"bize aşk'tan bahset" dedi..

ve o başını kaldırdı insanlara baktı
üzerlerine sinmiş olan derin dinginliği duyumsadı
sonra yüksek bir sesle konuşmaya basladı:

"aşk çizi çağırınca onu takib edin
 yolları sarp ve dik olsa da ve
 kanatları açıldığında bırakın kendinizi
 telekleri arasında saklı kılıç sizi yaralasa da
 ve sizinle konuştuğunda ona inanın
 kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi
 sesi tüm hayallerinizi darmadağın etse de
 çünkü aşk sizi yücelttiği gibi çarmıha da gerer
 ve sizi büyüttüğü ölçüde budayabilir de

 en yükseklere uzanıp güneş ile titreşen
 en hassas dallarınızı okşasa da
 köklerinize de inecek ve onları sarsacaktır
 toprağa tutunmaya çalıştıklarında
 mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker
 çıplak bırakana kadar döver harmanlar
 kabuklarınızı çöplerinizi ayıklar eler
 bembeyaz olana kadar öğütür sizi
 esnekleşene kadar yoğurur
 ve Tanrı'nın İlâhi sofrasına ekmek olasınız diye
 sizi kendi kutsal ateşine savurur

 aşk bütün bunları
 kalbinizin sırlarını bulasınız diye yapar
 ve bu biliş hayat'ın kalbinin bir cüzünü yaratır
 ancak korkunun kıskacında
 salt aşkın huzurunu ve hazzını ararsanız
 o zaman örtün çıplaklığınızı
 ve aşkın harman yerine adım atın
 adım atın kahkahaların tümünün olmadığı
 sadece gülebileceğiniz mevsimsiz dünyaya
 ve ağlayın ama tüm gözyaşlarınızla değil

 aşk hiçbir şey sunmaz sadece kendisini
 hiçbir şey kabul etmez kendinde olandan gayri
 aşk sahip çıkmaz sahiplenilmez de
 çünkü aşk aşk için yeterlidir tümüyle

 aşkı duyumsadığınızda
'Tanrı benim kalbimde' yerine
 şöyle deyin
'ben kalbindeyim Tanrı'nın'
 ve sanmayın yön verebilirsiniz aşkın akışına
 çünkü aşk yolunu kendi çizer
 sizi değer bulduğunda
 aşk bir şey istemez tamamlanmaktan başka
 fakat aşıksanız ve ihtiyaçların arzuları varsa
 bırakın bunlar sizin de arzularınız olsun

 erimek ve akmak
 geceye şarkılar sunan bir dere misali
 şefkatin fazlasının verdiği acıyı bilip
 kendi aşk anlayışınla yaralanmak
 ve kanamak yine de istekle ve coşkuyla
 şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak
 ve bir aşk gününe daha teşekkürle uzanmak
 sessizce çekilmek öğle vakti aşkın vecdini duymak
 akşamın çöküşüyle birlikte eve huzurla dönmek
 ve uyumak
 kalbinde aşk dolu bir dua
 ve dudaklarında bir şükür şarkısıyla.."
 
 The Prophet
 Khalil Gibran



   

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : The Prophet, Khalil Gibran, Love, aşk üzerine..

31/10/2009 - BARNABA İNCİLİ - 95/96 BÖLÜMLER




Barnaba aslen Kıbrıslı olup yahudi bir aileden doğmuştur.
Asıl adı Joseph/Yusuf' tur. Barnaba ismi ise teselli oğlu
anlamında ona sonradan verilmiş bir lâkaptır.
Barnaba' nın kaleme aldığı İncil, İsa'nın bir şakirdi, yani
zamanının çoğunu, mesajını yaydığı üç yıllık süre içinde
bizzat İsa'nın yanında geçiren bir kişi tarafından yazılmış
ve bugüne kadar gelmiş, bilinen tek İncil'dir.

Kabul edilmiş dört İncil'in yazarlarının aksine, O İsa ile
doğrudan teması olmuş ve öğretisini doğrudan İsa' dan
almış biriydi.

Barnaba İncili, MS. 325'e kadar İskenderiye Kiliselerinde
kanonik/gerçek/sahih bir İncil olarak kabul ediliyordu.
Tevhid inancı lehinde yazan Iraneus'dan (MS.130/200) 
bu İncil'in İsa'nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci
yüzyıllarda elden ele dolaştığı anlaşılmaktadır. Roma'nın 
paganizmi ve Eflâtun'un felsefesinin İsa'nın aslî öğretileri
içerisine girmesinden sorumlu olmakla suçladığı Pavlus'a
karşı çıkan İraneus, savunduğu fikirlerini desteklemek için
Barnabas İncili'nden geniş alıntılarda bulunmuştur.

Ancak, MS.325 de toplanan İznik Konsülü, yüzlerce İncil
yorumu yazımla birlikte, Barnaba İncili'ni de yasaklıyor
ve sadece seçilen dört tanesini gerçek kabul ediyordu.
Konsül ayrıca teslis/üçleme'yi, Pavlus Kilisesinin resmî
inancı olarak ilân etmişti. Seçilen ve resmî olarak kabul
edilen İnciller; Matta, Luka, Markos ve Yuhanna/john'un
yazdıkları kitaplardır. Bunların dışındaki tüm İncillerin
imhâ edilmesi, ayrıca geçerliliği tanınmamış Inciller'den
birini yanında bulunduranın öldürüleceğine dair emirler
çıkarıldı.

M.S. 366'da papa olan Damasus'un (304-384), Barnaba
İncili'nin okunmaması hakkında buyrultu yayınlandığı
kaydedilir. Buyruk, M.S. 395'te ölen Sezarya piskoposu
Gelasus tarafından desteklenmiştir. Bu piskopos İncil'i
Apoler; fal kitaplar listesine almıştır.

Apokrifa/apocrypha basitçe 'halktan gizlenen' demektir.
Böylece, daha bu aşamada İncil kimsenin eline geçmez
olmuştur.

Aşağıya aldığım yazılar, Barnaba İncili'nin 95. ve 96.
bölümlerine aittir:



Ardından, vali, başkâhin ve kral, İsa'dan halkı
susturması için, yüksek bir yere çıkıp halka
konuşmasını rica ettiler.

O zaman İsa, tüm İsrailîler kuru ayakkabılarla
geçerlerken Yuşa'nın Ürdün'ün orta yerinden
on iki kabileye aldırttığı oniki taştan birinin
üzerine çıktı ve yüksek sesle dedi:

"Kâhinimiz yüksek bir yere çıksın da, oradan
 benim  sözlerimi tasdik etsin."

Bunun üzerine, kâhin oraya çıktı; İsa, herkes
duysun diye, ona ayrıca dedi:

"Allah'ın va'dinde ve ahdinde, Allah'ımızın bir
 başlangıcı olmadığı ve hiç bir zaman sonunun da
 olmayacağı yazılıdır."

Kâhin, karşılık verdi:
"Aynen böyle yazılıdır orada."

İsa dedi:
"Allah'ımızın yalnızca Kendi Sözü'yle her şeyi
 yaratmış olduğu yazılıdır."

"Aynen öyledir." dedi kâhin.

İsa dedi:

"Allah'ın değişmeyen, cisimsiz ve hiç bir şeyden
 oluşmamış olması nedeniyle görünmez ve insan
 zihninden gizli olduğu yazılıdır."

"Öyledir, gerçekten» dedi kâhin.


İsa dedi:

"Allah'ımız sınırsız ve sonsuz olduğundan, gökler
 göğünün onu ihata edemiyeceği yazılıdır."

"Süleyman Peygamber de böyle söyledi ey İsa»
dedi kâhin.

İsa dedi :

"Allah'ın yemediğinden, uyumadığından ve her
 hangi bir eksiklikle ma'lûl olmadığından, hiç bir
 şeye ihtiyaç duymadığı yazılıdır.

"Öyledir." dedi kâhin.

İsa dedi:

"Allah'ımızın her yerde olduğu ve vurup düşüren
 ve  bütünleştiren ve razı olduğu her şeyi yapan
 O'ndan başka hiç bir ilâh olmadığı yazılıdır.»

"Öyle yazılıdır." diye karşılık verdi kâhin.

O zaman İsa ellerini yukarı kaldırarak dedi:

"Allah'ımız Rabb, tersine inanacak herkese karşı
 şahit olarak, senin hükmüne getireceğim inancım
 budur."

Ve, halka dönerek dedi:

"Kâhinin, 'Allah'ın ebediyete kadar ahdi olan
 Musa'nın  kitabında yazılıdır,' dediği şeylere
 bakarak tevbe edin ki günahınızı idrak edebilesiniz;
 çünkü ben görünen bir insan, yeryüzünde yürüyen
 diğer insanlar gibi ölümlü bir çiğnem çamurum.
 Benim bir başlangıcım oldu, sonum da olacak ve
 ben bir sineği bile yeniden yaratamayan biriyim."

Bunun üzerine, halk sesli sesli ağlayıp dedi:

"Günah işledik sana karşı Allah'ımız Rabb;
  bize merhamet et."

Sonra kutsal şehrin güvenliği ve Allah'ın kızarak
onu milletlerin ayaklarının altına teslim etmemesi
için İsa'ya dua et diye hepsi de yalvardılar.
Bu durum karşısında, İsa ellerini kaldırarak, kutsal
şehir ve Allah'ın insanları için dua etti.

Herkes bağrışıyordu:
"Amin, amin!."

Dua bitince kâhin yüksek bir sesle dedi:

"Dur İsa, çünkü, milletimizi sakinleştirmek için
 senin kim olduğunu bilmemiz gerekiyor."

İsa karşılık verdi:

"Ben, Davud soyundan Meryem oğlu İsa,
 ölümlüyüm ve Allah'tan korkan bir insanım
 ve şan, şeref ve azametin Allah'a verilmesine
 çalışıyorum."

Kâhin cevap verdi:

"Musa'nın kitabında, Allah'ın ne dilediğini bize
 ilân edecek ve dünyaya Allah'ın rahmetini
 getirecek olan Mesih'i, Allah'ın bize herhalde
 göndereceği yazılıdır. Bu bakımdan, senden
 rica ediyorum, bize gerçeği söyle,
 sen beklediğimiz Allah'ın Mesihi misin?"

İsa cevap verdi:

"Allah'ın böyle va'd ettiği doğrudur.
 Fakat ben kuşkusuz o değilim, çünkü o benden
 önce yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir."

Kâhin karşılık verdi:

"Sözlerin ve alâmetlerinden ne olursa olsun
 inanıyoruz ki, sen Allah'ın peygamberi ve bir
 mukaddesisin. Bu nedenle, Yahudiye ve İsrail
 adına senden rica ediyorum ki, Allah aşkına
 bize Mesih'in ne şekilde geleceğini anlatasın."

İsa cevap verdi:

"Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
 diridir ki, Allah, babamız İbrahim'e;
'Senin soyundan yeryüzünün tüm kabilelerini
 kutsayacağım.' diye va'd etmişse de, ben
 yeryüzünün tüm kabilelerinin beklediği Mesih
 değilim. Fakat, Allah beni dünyadan çekip
 alınca, şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah'ın
 oğlu olduğuma inandırarak, bu lânetli fitneyi
 yeniden çıkaracak, bu şekilde sözlerim ve  
 akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada
 otuz mü'min ya kalacak, ya kalmayacak.
 Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak ve
 herşeyi kendisi için yaratmış olduğu Elçisi'ni
 gönderecek; O güneyden kuvvetle gelecek,
 putatapıcılarla birlikte putları yok edecek;
 şeytan'dan insanlar üzerindeki egemenliğini
 alacak. Yanında, kendisine inanacak olanların
 kurtuluşu için Allah'ın merhametini getirecektir.  
 Onun sözlerine inanacak olanlara ne mutlu."

 MUHAMMED O'nun kutlu adıdır."




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : barnaba incili, 95 ve 96 bölümler

30/10/2009 - RUH VE MADDE' DEN..




"İnsana şah damarından yakın, onu saran, çevreleyen,
 toparlayan, yakîn olan, Allah'ın ilmidir; Zat'ı değil.

 Şaşırmış olanlar ise, insana yakîn olan Allah'ın Zatı'dır
 derler. Yaratıklar, Yaradan'ın varlığını gösteren birer
 alâmetten ibarettir; isimlerinin büyüklüğünü bildiren
 birer ayna gibidirler."

"Zan içinde olan kişilerin, 'Allah bende tecelli etti, bende
 göründü.' şeklindeki hezeyanlarının esası şudur: Hangi
 yolda gidiyorsa, o yolun bir tarafında başka bir dalgaya
 yakalanıyor, tesir altına giriyor ve o tesirlerle etrafında
 birtakım ışıklar, nurlar görüyor. 'Tamam, gördüm.' diyor.
 Hiç bir şey gördüğü yok! Daha henüz yolun yarısına bile  
 gelememiş.

 Buna karşılık gerçek sufîler de diyor ki: 'Allah' ta mahlûk
 sıfatları yoktur ki, O'nda görülsün!' Ancak, Allah'ın beşerî     
 sıfatları varsa sende görülür, fakat böyle sıfatları yoksa
 sende nasıl tecelli edebilir?  Ve sen nasıl anlarsın bunu?
 Yani, neyinle kavrayabilirsin? İster trans halinde, ister
 vecd içerisinde, ne halde olursan ol, sen bir insansın ve
 sıfatlardan anlarsın, bir şeyi bir şeye benzeterek, kıyas
 yaparak anlarsın. Peki, o halde nasıl oldu anlayıverdin
 Allah'ın sende tecelli ettiğini?

 Sufîler şöyle diyor:
 'Mekânı olmadığından yeri de yoktur;
  yeri olmadığı için senin kalbinde de tecelli edemez.
  Mahlûklara benzemeyeni, mahlûkların dışında aramak
  gerekir.
  Yeri olmayanı, madde-mekân dışında aramak gerekir.
  İnsanın içinde de, dışında da görülen O değildir.'
 
  Ergün Arıkdal
  Ruh ve Madde




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ruh ve madde, ergün arıkdal, konferans özetleri

28/10/2009 - DOĞAL AFETLER KURAMI / CATASTROPHE



CATASTOPHE:

1. felâket
2. afet
3. felâketle sonuçlanan olay
4. dönüm ve değişim noktası


1960'lı yıllarda Fransız matematikçi Rene Thom bir
teori ileri sürüyor; Katastrof/Catastrophe..

Ancak, öğretinin başlangıcı olarak genellikle Fransız
doğabilimci Baron Georges Cuvier kabul edilmektedir.

Kuramın esası, değişik zamanlarda çökelmiş kayaç
katmanlarında değişik yapıda fosillerin bulunmasını
açıklamak için, jeolojik çağlar boyu yaşanan büyük
doğal afetlerin yeryüzündeki canlıları yok ettiğini ve
sürekli olarak yeni türlerin yaratıldığını izah etmek
üzerinedir.

Bu teoriyle Yer'in jeolojik tarihini dağoluş hareketleri,
denizlerin karalara doğru ilerlemesi ve çekilmesi, bazı
canlı türlerinin evrim geçirmesi ve bazılarının da yok
olması gibi birbirini izleyen dönemlerle açıklanmaya
çalışılır.

Teorinin bir uzantısı olarak bazı akımlar ve kuramlar
ileri sürülmüştür.

Katastrof oluşumunu, Dinamik Sistem Teorisinin bir alt
başlığı olarak kabul eden görüş: "İçerisinde bulunulan
zaman ve mekân şartlarında ortaya çıkacak ve nedeni
muğlak küçük değişiklikler, davranışlar üzerinde hızlı
ve şiddetli değişimler meydana getirebilecektir.
Böylesi bir durum, evrime zorlayıcı zincirleme gelişen
bir dizi olaya, Katastrof'a/Doğal Afetlere yol açabilir."

ifadesini kullanıyor.

ÜÇ CİSİM PROBLEMİ:

Üzerlerinde karşılıklı kütleçekiminin dışıda herhangi bir
başka etki bulunmayan üç cismin/bedenin deviniminin
belirlenmesi problemi.

Bu problemin ya da üçten çok cisim içeren daha genel
problemin herhangi bir genel çözümü olanaklı değildir!


Problemin esası, cisimlerden birinin asal ya da merkezî
cisim çevresindeki deviniminde, üçüncü cismin etkisiyle
ortaya çıkan tedirginlikleri belirleyebilmektir.

Böylesi bir duruma örnek olarak, Ay'ın Yer çevresindeki
devinimi üerinde Güneş'in yarattığı tedirginlikler ya da
herhangi bir gezegenin Güneş'in çevresindeki devinimi
üzerinde bir başka gezegenin neden olduğu tedirginlikler
gösterilebilir.

Toplumlar üzerinde yönlendirici tedirginlikler yaratacak
olaylara/etkilere bir örnek olarak; şayia'ları ve şayiaların
yayılımını hızlandıran, etkisini artıran teknik ekipmanları
göstermemiz mümkündür.

Sonuçta, bir felâket, bir doğal âfet olarak nitelendirilen
Katastrof devresi, bu süreci bir biçimde ve de fazla zarar
görmeden aşabilen varlıklar için, evrimleşme ve tekâmül
vesilesi olarak görülebilir.




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : catastrophe, doğal afetler kuramı, üç cisim problemi, evrim, afetler, şayia, Rene Thom, Baron Georges Cuvier,

27/10/2009 - RUHSAL MESAJLAR..


nazan/myartline.info

Ben HASTAYIM derken, hastalığın nedenlerini başka
yerler, başka şahıslarda veya olaylarda aramayınız.
Hastalığı, bir şanssızlık, talihsizlik olarak nitelendirip
kendinizi avutma yoluna da gitmeyiniz. Hastalıklara
sebeb olan bizzat kendinizsiniz. Hırslar ve egolarınız,
merhametsizliğiniz, başkalarına karşı ilgisiz kalışınız,
düşüncelerinizi TEKSİF edip bir düzene sokmayışınız
hastalığın esas sebebidir.

Virüslerin üzerinizdeki tesirleri tüm bunlardan sonra
gelir..

Hayata, tabiata, yaşama, canlı ve cansız varlıklara
adapte olunuz. Kendinizi düzen/nizama uyarlayınız.
Kötülüğü araştırmayıp/oluşturmayınız. Başkalarını
tenkid etmeyiniz/eleştirmeyiniz ve kötüleme yoluna
gitmeyiniz. Tabiat olaylarını ise sevinçle karşılayınız.
Sıcağa-soğuğa ve tokluğa-açlığa ilk olarak zihninizde
adapte olunuz. Varlığa ve yokluğa adapte olunuz.

Tüm bunlar esasında hiç önemi olmayan durumlardır.
Fakat yaşam hırsı, insanları durmadan varlık edinme
yolunda körüklemektedir. Temel varlık, sağ olmaktır;
kendini bilmek, Tanrı'yı bilmek, Ulu Tanrı'nın her anda
bizi çeşitli yollardan varlık ile doldurduğunu bilmektir.

Yaşamak en büyük nimettir!

Görmek, duymak, dokunmak, tatmak büyük nimettir.
Koklamak, Yürümek, uyumak, nefes almak ve bütün
bunlardan üstünü, düşünebilmek ne büyük nimettir!

Bunların hepsini unutarak, aslında bize pek az faydası
olan önemsiz şeylere bel bağlamak ne kadar saflık ve
cahilliktir, bir bilseniz..

Ne mutlu o insana ki, hiç bir mülkü, hiç bir derdi yoktur!
Maddî varlıklılık, hastalığı da peşinden sürükler. Pek az
insan bunu idrak eder ve varlığını başkaları ile paylaşır,
böylece üzüntüsünü, maddenin bizatihi tevellüd ettiği/
doğurduğu/sebebi olduğu maddî-manevî ızdırablarını
da dağıtmış olur.

Dünyada en akıllı insan, veren insandır!
Çünkü o, verirken, mutlaka, verdiğinden daha çoğunu
geri almaktadır. Bu aldığı şey ise, sevgi'dir!
Sevgi, enerjinin paylaşımıdır!
Sevgi; hastalığı yok eder.
Sevgi; hastayı şifaya kavuşturur.
Sevgi; en tesirli ilaçtan, milyarlarca kere daha kuvvetli
bir ilaçtır/aşıdır.
Sevgi alan, mutluluk almıştır.
Mal ve mülk edinmenin, para sahibi olma isteğinin nihaî
hedefi nedir? Mutlu olmak ve huzurlu yaşamak değil mi?
Fakat bunlar para ile satın alınamaz ki!.
Parayı, karşılık beklemeden verebilecek bir ruhsal cehd
ve gayreti gösterirseniz, muhatabınız olan şahsın sevgi
kaynaklarını açmış ve olumlu enerjileri kendinize doğru
kanalize etmiş olursunuz..

Goethe
Bir Ruhsal âlem varlığı ve
tebliğleri.
Bilim Araştırma Merkezi.
1981


anımsayalım:

http://interlock.blogcu.com/ramtha-yaklasan-gunler_49359831.html



Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ruhsal mesajlar, bilim araştırma merkezi, goethe tebliğleri, enerji paylaşımı ve hastalıklar üzerine

26/10/2009 - RUHSAL MESAJLAR..



Medyum Eva C.
Başının üzerinde bir enerji tekasüfü/yoğunlaşması
ile birlikte, elleri arasında  bir "Luminous Apparition/
berrak ve parlak ışıklı hayalet görüntü-tayf," ortaya
çıkmış.

Albert von Schrenck-Notzing
1912.



Bundan böyle, düşünceleri TEKSİF ederken, herşeyden
önce, dış dünya etkisinden mümkün mertebe uzakta
kalarak, izole bir halde, mutlak bir zihin hakimiyeti ile
enerjileri düzene sokmaya çalışmak, bunu sağlam bir
alışkanlık haline getirmek gerekir.

Zihin, her tür yayına açık bir radyo ve televizyon aracı
gibidir. Radyoyu dinler veya televizyonu seyrederken,
nasıl belirli bir hedefe göre hareket eder ve aynı anda
tüm radyo istasyonlarını birden dinlemek, televizyon
yayınlarını da aynı sırada dağınık, karmaşık seyretmek
istemezseniz, alıcınıza çarpan enerjileri ve düşünceleri 
lüzumuna ve faydasına göre bir tasnife tabi tutarak bir
düzene sokmak zorundasınız.

Karışıklık, enerjileri birbirleriyle çarpıştırmak demektir.

Düzensizlik, sizin ruhsal yapınızı uyumsuz hale getirir; 
vücud yapınızı yıpratır, hastalığa açık kılar, ihtiyarlatır
ve çirkinleştirir.

Eşyalarınızın düzeni, o eşyalardan daha kolay enerji
alış-verişinizi sağlar. Çünkü, kâinat bir düzen gereği
yaradılmış olup ve bu düzenin içinde varlığını devam
ettirmektedir.

Size göre, güneşin doğudan değil de batıdan doğması
düzensizliktir. Bu düzensizlik, sizin gibi canlı varlıkların
yaşamını da alt üst edecektir. İşte eşyalardaki düzen
karışıkları da böyledir. Zayıf tesirler birikerek tehlikeli
sonuçlar verebilir.

Eşyaları en iyi tarzda tanzim ediniz. Yerleşimi tertipsiz
eşya bırakmayınız. Düzensiz manzara, düzensiz enerji
yayımı demektir. Bu düzensiz enerji yayımına muhatab
olacak olan da sizsiniz. Siz yıpranırsınız.

Bunları iyi düşünmeniz gerekiyor. Çiçekler ve bitkilere
bakınız. Onlar hiç bir hareketi zamanından öte atmıyor.
Her tohum zamanında filiz verip, yaprak açacak, çiçek
tomurcukları, süresi içinde rengâreng açılacaktır. Bu,
şaşmaz bir düzendir. Sizl bu düzenin temposunu  biraz
yavaşlatabilir veya hızlandırabilirsiniz. Fakat sistemi
değiştiremezsiniz. İnsanlar bu tabiat olaylarından niçin
ibret almazlar! Tüm bu işaretler, ruh sahibi insanlara
hitab eden tabiatın sürekli seslenişleridir..

Goethe
Bir Ruhsal âlem varlığı ve
tebliğleri.
Bilim Araştırma Merkezi.
1981




TEKSİF:


1. Yoğunlaştırma, sıklaştırma, koyulaştırma.

2. Kesifleştirme: fixation/determination
                          belirleme/saptama/karar/azim
                          niyet belirleme
                    

3. Materialization:
"tahayyül-tasavvur-taakkul"
                              bağlamında;
                             -Gerçek hale koyma
                             -Maddileştirme
                             -Bedensel şekle sokmak
                             -Cisimleştirmek
                             -Görünür hale getirme



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : kitap, ruhsal mesajlar, bilim araştırma merkezi, rehber varlık goethe, materyalizasyon, tekasüf

25/10/2009 - RUHSAL MESAJLAR..




Düşüncelerdeki birlik, fikrî olgunlaşmaları sağlar.
Düşünceler, esasta enerjinin yayılışıdır. Düzenli
düşünce, düzenli ve yapıcı enerji demektir.

Hem enerji kaynağını ve hem de muhatabını ve
ekranını santralize eder, onları da düzenli enerji
vermeye zorlar ve mecbur eder.

Bu mecburiyete riayet etmeyen ya da edemeyen
ekran/monitor/gözlemci öğrenici veya muhatab
dağılır, bölünür, başka düzenlere doğru sürüklenir
gider, o düzenler içerisinde tabi' olarak ve düzenle-
rin sahibinin iradesine boyun eğer.

Demek ki, müstakil olma, müstakilen enerjisini
kullanma yeteneğine henüz tam olarak liyakat
kesbetmemiştir. (Varlık henüz birey olmak ve
erdemlilik kazanma yolundaki tahsil/öğrenimini
tamamlayamamış ama bu kazanınmı elde etmiş
gibi davranmış, acele etmiştir.) Bundan dolayı
o varlık da yeni baştan başka düzenlerin içinde
egzersiz görmek zorundadır.

Ne zaman ki düzenli enerji alış verişine uyabilecek
seviyeye gelir, o müstakil varlığına tekrar kavuşur.
Çünkü, kâinatın her zerresi bir düzen peşindedir ve
bir düzene uymak zorundadır. Her insan, her varlık
da böyledir.

İnsanlar, dünyaya doğarlar. Niçin?
Bu ulu düzene uyum sağlayabilmek için yaşarlar.
Onun için sevgi peşinde koşarlar.
Sevgi demek; düzen demektir.
Sevgi demek; enerji alış-verişi demektir.
Sevgi demek; vermek ve sonra almak demektir.

Netice olarak, vermek ve almak suretiyle, enerji
düzenine kendimizi uydurabiliyoruz.
Bu uyumu sağlayabildiğimiz zaman, ızdıraptan
uzaklaşıyoruz, hastalıklardan uzaklaşıyoruz.
Yaşam daha güzel, yaşamak daha tatlı ve renkli
geliyor. "Aşk gelince, cümle eksiklikler biter.."
sözcüğünün anlamı budur.

Aşk gelince, başkalarına, başka varlıklara sevgi
vibrasyonları, enerjiler, enerji içeren maddeler,
hizmetler vermeye başlayınca, onlardan da bize,
ihtiyacımız olan, fakat bizde mevcud olmayan
değişik frekanstaki enerjiler, sevgi vibrasyonları
akmaya başlıyor.

Seviliyoruz ve sonuçta sevinçle doluyoruz, mutlu
oluyoruz. Çünkü İlahî düzene kendimizi adapte
etmiş oluyoruz.

Goethe
Bir Ruhsal âlem varlığı ve
tebliğleri.
Bilim Araştırma Merkezi.
1981



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ruhsal mesajlar, bilim araştırma merkezi, goethe tebliğleri,

24/10/2009 - RUH VE KÂİNAT: REALİTE NEDİR? - 3




Bizim bütün bilgilerimiz izafî kıymetlere dayanır.
Felsefedeki, ictimaiyyat ve ahlâkıyâttaki, ilim ve
san'attaki telakkilerimizde Mutlak Kıymetler ara-
mak caiz olmaz.

Üstad: "..Sizin ancak maddi vesait nisbetinde bir
bilginiz vardır, vesaitinizin haricindeki bilgilerde
muhakemeniz iş görmez." diyor.

Şu halde esasen böyle mahdud bilgi ile, Mutlak
Realiteden bahsetmeye imkân yoktur.
Mutlak Realite ancak Halık'a mahsustur.
Biz ne kadar yükselirsek yükselelim bilgi ve duy-
gularımızın Mutlak Kıymete varabilmesi mevzu'
bahis olamaz.

Üstadın aşağıdaki sözleri bu fikri müdafaa etmektedir:

"Mutlak Realite Halık hakkında düşünülebilir. Nisbi
 realitenin Mutlak Realite karşısındaki kıymeti sıfırdır.
 Yani nisbet kabul etmez. Ancak biribirine nazaran
 kıymet kazanan izafi realiteler, yüksek derecelerinde
 dahi hiçbir vakit Mutlak Realite kıymetini alamazlar.
 Bu Uluhiyet iktibas etmek olur."



MUTLAK:
Kendi başına var olan.
Hiçbir şeye bağlı olmayan.
Bağımsız.
Saltık.

İZAFİ:
Varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı bulunan.
Mutlak olmayan/Göreli/Bağıntılı/Nispi.
Relative: Bağıl/İlgi zamiri/İlgili/Karşılaştırmalı.

İCTİMAİYYAT:
Toplum Bilimi.
Toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını
inceleyen bilim dalı.
Sosyoloji.
Sociology.
Social Science:
Toplumcul Fenn/ilim/teknik/beceri.

AHLÂKIYYÂT:

Töre bilimi.
Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış
ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve
geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan
yolların bütünü.
Âdet:  Töre anlayışları bu bilinçlilikleri.
Görgü.
Âdâb-ı muaşeret.

TELAKKİ:
Şahsi anlayış ve görüş.
Kabul etme/Öyle sayma.

Akliyyat:
Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen
ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar.
Nazarî meseleler.

"Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde
  felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur.
  O hastalık marazı da, ulum-u akliyeye tevaggul/
  aşırı düşkünlük etmek nisbetindedir.
  Demek mânevî olan hastalıklar, insanları aklî
  ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal
  eden, emraz-ı kalbiyeye/zihinsel hastalıklara/
  düşünsel belalara mübtelâ olur. M.N.)


VESAİT:
Vasıta/Aracı/Arada bulunan.
Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey.
Instrument: Doküman/Belge/Senet.
Tool/Device/Equipment: Cihaz, Alet, Ekipman
Bilgi üretmek üzere seçilen yordamların öngördüğü
işlemleri yerine getirmeye yarayan kullanak ya da
olanak.

HALIK:

Halk eden: Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratan.
İnsan ve insanlar topluluğunu var eden.
Yartıcı Allah.
İcad ve takdir eden.

ULUHİYET:
İlahlık/Kendisine ibadet edilen.
Kayıt altında olmamak/Mutlak.
Gaib ve mücerred âlemin sahibi/
Soyut ve görünmeyen âlemin sahibi.
 


Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : bedri ruhselman, ruh ve kâinat, realite nedir

23/10/2009 - RUH VE KÂİNAT: REALİTE NEDİR? - 2




Duygusu az, fikri dar bir budalanın; tecrübeli ve bilgili
bir insana nazaran duyup inanabileceği mevcudiyetler
pek mahdudtur. Şu halde böyle bir budalanın realite
sahası adamakıllı dar olacaktır.

Yalnız burada bahis mevzuu olan inanış hiç bir duygu-
ya ve mevcudiyete taallûk etmeyen kör bir imandan
ayrıdır. Ve eğer böyle bir iman hakikaten realitenin
dayandığı unsurlara müstenid bulunmuyorsa, realite
sahası dışında kalır.

Buna mukabil, bilgi ve görgüsü pek artmış olan, duy-
guları iyice inkişaf etmiş bulunan insanların realiteleri
aşağı tabakalardakilerin nüfuz edemiyecekleri kadar
zengin ve şümullüdür. Üstad bu fikri aşağıdaki misalle
çok güzel izah ediyor:

"Ruhun kabiliyeti nisbetinde realiteler değişir. Ruhlar
 yükseldikleri nisbette realiteye maliktirler. Kendinizi
 bir ovada farzediniz; orada ufkunuzu mahdud görür-
 sünüz. Fakat yüksek bir tepeye çıktığınızı farzediniz,
 yukarı, zirveye doğru çıktıkça daha bir çok şeyler gö-
 rebilirsiniz."



MAHDUD
:
Hudutlanmış, sınırları çizilmiş, içeriği kısıtlı.
Adalet, hak ve doğruluk ve insaf bakımından
dar bir çerçevede bulunmak.
Atmosferin, dünyaya yakın tabakası.
Dünya ve madde tesirleri etkisinde kalmak.

MÜSTENİD
:
İstinad edilen: Delil, kanıt sayılan.
Sened olarak kabul edilen.
Dayanılıp, güvenilen.
Kuvvet olarak kabul edilen.

Delil
; İnsanı aradığı gerçeğe ulaştırabilecek iz,
emare.
Kılavuz: Herhangi bir alanda ve konuda bilgi veren,
yol yöntem gösteren kitap vb.
Ruhsal ve zihinsel bakımdan yol gösteren, ışık tutan
kimse.
Kanıt: Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda
kanaat verici belge, delil, iz, argüman.
Tümdengelimci bir dizgede bir sav ya da çıkarımın
doğruluğunu belgeleyen öncüller ya da önsayıtlar.



Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ruh ve kâinat, bedri ruhselman, realite nedir?

21/10/2009 - RUH VE KÂİNAT: REALİTE NEDİR? - 1




İNSANLAR İÇİN REALİTE;

"HİSLERİNİN TAALLÛK ETTİĞİ MEVCUDİYETE
  KANİ OLMALARIDIR!."


Bu tarifte üç unsur tebarüz ediyor:

a- Mevcudiyet.
b- Bu mevcudiyetle alâkalanmış insan duygusu.
c- İnanış.

Demek ki realitenin insanlar indindeki kıymeti bazı
şartlara bağlıdır ve bu şartlar her an herkeste değişik
olabilir. O halde mühim olarak tesbit etmemiz lâzım
gelen ilk fikir, insanlar için olan realitelerin Mutlak
olmayıp nispi kıymetleri haiz bulunmalarıdır.

Ruhun duygusu her yükseklik mertebesinde bir değildir.
Ruh tekâmül ettikçe duygu kabiliyetlerinde evvelki ile
kıyas edilemeyecek derecede inkişaflar vukua gelir.
Bu da onun diğer varlıklarla olan alâka sahasını genişletir.
Yani yüksek bir ruhun duygu sahasında nispeten daha çok
mevcudiyetler ikâmet eder.

Bundan başka, tekâmül icabı olan tecrübe ve görgünün
artması da duygu sahasındaki mevcudiyetler hakkında
daha şümullü bir tetkik yapmak ve vukuf peyda etmek
imkânını artırır ki bu da ruhta bir inanış hâlinin husulünü
intac eder.

Bütün bunlardan, ruhlar yükseldikçe realitelerinin
genişlemesi zaruretini çıkarabiliriz.

RUH ve KÂİNAT
Dr. Bedri RUHSELMAN
1946

İkinci cilt, Üçüncü kısım, Birinci bahis.
Sayfa: 329



TAALLÛK:
Alâkalı oluş, rabıta, ilişkili olma, sarf, mâlik'lik.
Akıl ile yorum, kıyas.
İstediği şekilde idare etmek.
Maslahatta tasarrufa izin vererek mutasarrıf kılmak.
Tasrif: Bir şeyi/kavramı bozup değiştirerek türlü
şekillere koymak.
Leng: Evirip-çevirmek.

RELEVANCE:

Bu anlamda, keşf/inkişaf yolunda ve her an yeni
araştırma ve gözlemler.
Aklın mevcudatı anlamak için yetmediğini fark ile
birlikte yapılan yeni araştırmalar.

KANİ':

Objektif yorumlar ile tatmin oluş.
Kâinat bilgilerinin tekâmül/yükselme için yeterli
olacağını kabul etmek.

PERSUASION:

Kişinin çevre koşulları çerçevesinde yaptığı gözlem
ve deneyimler ile elde ettiği nesnel/fennî/teknolojik
bilgileri, sorunlarını çözme anında yeterli ölçü olarak
kullanması.

NİSBİ:

Kıyas ile sonuç çıkartmak.
Doğru kabul edilen objektif iki hükümden üçüncü bir
hüküm çıkarmak.
Tasımlama/tasmim:
Endişeli yorum.
Bir anlamda; yeterli bilgi/veri olmadan ileride muhtemel
olacaklar için projeler üretmek/kaçış plânları yapmak.
Mantık yolu ile sonuç aramak.

ŞÜMUL:

Kâinat kaplama alanı.
Güneş sistemi ve ışınları ile aydınlattığı imkânlar/eşyalar
ortamı'nda gizlenerek sunulmuş mevcudat'a ait veriler.
Bahsedilen bilgiler çok geniş kapsamlı olup, kişinin kemâl
seviyesi oranınca açığa çıkacaktır.

VUKUF:
Basiret/bilme/gözlem ve izlem yükselmeleri.
Yüksek tesirlere muhatab/dinleyici/izleyici olmak. 
Objektif alanı içerisinde kişinin subjektif/öznel bilgiye
geçişi.
Nesnel ve bu bağlamda insanlığın genel kanıları/örf,
adet ve  geleneksel kanıları kapsamından sıyrılarak,
kişinin kendi seviyesi oranında özel fikir sahibi olması.
Kişiliğin aşılması.
Birey olmaya geçiş safhaları.



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : bedri ruhselman, ruh ve kâinat, realite nedir

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

BANA; BAZEN GÜVENEBİLİRSİNİZ!.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

şintoculuk kami-no-michi shin-tao mutlu olmak sanatı alain iskender'in atı nizamî mahzen-i esrar süleyman peygamber'in hikâyesi son devrede insanlık sadıklar planı aşılması gerekli realiteler inanç devri ra bilgileri geçiş devresi ve olayları satori zen değişime uyum ilhan güngören tun-wu ebedı olan ruhtur leon denis ruh ve mdde yayınları water on the moon ruhsal mesajlar goethe ay dünya surrogates film suretler nüzzar bakanlar

Arkadaşlarım

oglena
agnia
nihavend
bence
picassobelkiyinegelirim
Oyum ben
mansur
medisis
zeyra
beyazgelinciik
saraze
safasuleyman
islamimedya
taurus79
akheneton
asiyenasilkurtulur
sokakkizi
masaltozu
cawangar
needyou27
ashtar
taylanabi
gazgaz1
sevgiliask
videow
sihirliyazilar

İnterlock - Ana Sayfa

-------------------------------