Yönetmen : Jim Jarmusch Senaryo : Jim Jarmusch Görüntü Yönetmeni : Robby Müller Müzik : Neil Young Yapım : 1995-ABD/Almanya /Japonya-121 dk
Oyuncular: Johnny Depp (William 'Bill' Blake) Gary Farmer (Nobody) John Hurt (John Scholfield) Robert Mitchum (John Dickinson) John North (Bay Olafsen) Billy Bob Thornton (Big George Drakoulious) Crispin Glover (Makinist)
PRELUDE:
"Tercihen ölü bir adamla yolculuk etmemelidir." -Henri Michaux
Pencereden dışarı bir bak! Bu sana sandalda olduğun zamanı hatırlatmıyor mu? Ve sonra o gece geç vakitte, uzanmış tavana bakıyordun, ve kafandaki su çevrendeki manzaradan pek farklı değilken, kendi kendine şöyle demiştin:
"Sandal yerinde durduğu halde, nasıl oluyor da manzara akıp gidiyor?"
Ve hatta...
DIALOGUES:
Birbirine benzeyen şeyler, doğada birbirine benzemek için büyür ve konuşan kayalar da güneşin altında çok uzun zamandan beri yatıyorlar.
Konuşan kayalar mı?
Bazıları onların şimşeklerle dünyaya indiklerine inanır. Ama benim inancım o ki, zaten yerdeler ve yıldırımlar onları toprağın derinine itiyor.. Seni öldüren beyaz adamı, öldürdün mü?
Ben ölü değilim ki!
Aptal beyaz adam! Doğduğunda sana ne isim verilmişti?
Blake.. William Blake.
Bir yalan mı bu? Yoksa beyaz adamın bir şakası mı?
Yo, ben William Blake'im.
Öyleyse sen ölü bir adamsın!
Özür dilerim ama ben..anlamıyorum?
Adın gerçekten William Blake mi?
Evet.
Her gece ve her sabah doğar bazıları acıya her sabah ve her gece doğar bazıları tatlı hazza.. Doğar bazıları tatlı hazza, doğarken bazıları sonsuz geceye..
Gerçekten hiçbir şey anlamıyorum.
Ama ben anlıyorum, William Blake! Sen bir ozan ve ressamdın ama şimdi, beyaz adamları öldürmüş bir katilsin. Artık dinlenmelisin, William Blake.
Doğar bazıları tatlı hazza, doğarken bazıları sonsuz geceye..
Wilson hakkında bilgin var mı?
Ne?
Cole Wilson'ı tanıyor musun?
Ne biçim soru bu yahu? Tabii ki Cole Wilson'ı tanıyorum. Herkes onun adını duymuştur. Yaşayan bir efsanedir o.
Ebeveynlerini düzdü!
Ne yaptı?
Ebeveynlerini düzdü.
İkisini birden mi?
Evet. Annesini babasını. Ebeveynlerini. Her ikisini de. Düzdü onları!
Oh!
Ve ne duydum biliyor musun? Öldürdükten sonra onları pişirip yemiş!
Yani sen, hem anasını hem de babasını?
Sana söylediğim şu: Onları öldürmüş, onları düzmüş, onları pişirmiş, onları yemiş..
Kahrolası..bir vicdana sahip değil! Ne dediğimi anlıyor musun? Bizim kahrolası gırtlaklarımızı da gecenin bir vakti kesebilir yani!
William Blake, o silahı nasıl kullanacağını biliyor musun?
Pek sayılmaz!
Onun aracılığıyla konuşmayı öğreneceksin..ve bundan böyle şiirlerin kanla yazılacak..
Senin adın ne?
Benim adım; Hiç Kimse.
Pardon?
Benim adım Exaybachay yani; yüksek sesle konuşup hiçbir şey söylemeyen yüksek sesle konuşup..
Adının 'hiç kimse' olduğunu kim koydu?
Hiç kimse diye çağırılmayı yeğliyorum.
Hiç kimse? Şey, kabilenle filan beraber olman gerekmez miydi senin?
Soyum sopum biraz karışık benim. Annem, Ohm gahpi phi gun ni'ydi. Babam ise Abso luka. Böyle melezlikler kabilelerde pek saygı görmez!.
Küçük bir çocukken, sık sık tek başıma bırakılırdım. Neyse, çok yakında başarılı bir avcı olacağımı kanıtlamak için aylarca geyik sürülerine sessizce yanaşmaya çalıştım durdum.
Nihayet bir gün, geyik akrabalarım bana acıdı, Ve genç bir geyik hayatını bana verdi. Sadece bıçağımla canını alıverdim. Tam etini kesmeye hazırlanıyordum ki beyaz adamlar çıkageldiler. İngiliz askerleriydiler. Birini bıçağımla doğradım, ama bir tüfekle kafama vurdular. Her şey kararıverdi. Ruhum beni terk etmiş gibiydi..
Daha sonra beni Doğu'ya götürdüler.. Bir kafesin içinde önce Toronto'ya sonra Philadelphia'ya ve oradan da New York'a götürdüler.. Ve farklı bir şehre her vardığımızda, artık nasıl oluyorsa ben gelmeden önce, beyaz adamlar.. ..tüm insanlarını oraya taşımış oluyorlardı. Her yeni şehirde, tıpkı bir öncekinde olduğu gibi, aynı beyaz insanlar vardı. Ve tüm bir şehrin insanlarının nasıl olup ta bu kadar çabuk yer değiştirebildiğini anlayamıyordum!
Sonunda, bir gemiye götürdüler beni. Engin denizi aşıp İngiltere'ye gittik. Orada da, yakalanıp sergilenen vahşi bir hayvan gibi, gösteriye çıkardılar.
Ve ben de adetlerini örnek alarak onları taklit etmeye başladım. Böylece bu genç vahşiye gösterdikleri ilginin azalacağını ummuştum. Ama, sonuçta ilgileri daha arttı.
Sonra beni beyaz adamın okuluna gönderdiler. İşte orada, bir kitapta, senin, yani William Blake'in kaleme aldığı sözcükleri keşfettim. Çok güçlü sözcüklerdi onlar ve bana hitap ediyorlardı.
Ama özenli planlar yaptım ve sonunda kaçtım. Bir kez daha büyük okyanusu geçtim. Geriye, halkımın topraklarına dönerken çok üzücü şeyler gördüm.
Benim kim olduğumu anladıklarında, serüvenlerimin öyküleri onları kızdırdı. Beni yalancılıkla suçladılar.. Bana "Exaybachay" dediler. Yüksek Sesle Konuşup Hiçbir Şey Söylemeyen! Kendi kabilem benimle alay etti. Böylece onlardan ayrılarak dünyayı tek başıma dolaşmaya başladım.
Ben, Hiç Kimse'yim artık!
Evvel zaman içinde, bir ormanda üç ayı varmış; Bir büyük ayı, orta boy anne ayı ve ufak tefek bebe bir ayıcık.
Bir sabah, kahvaltıda sütlü lâpalarını yemeğe hazırlanıyorlarmış. Bir büyük, bir orta boy, bir de minik kâseleri varmış. Sütlü lapa çok sıcakmış, soğumasını beklerken dışarı çıkmışlar.
O sırada bir kız çıkagelmiş, lâpadan yemiş, sonra uykusu gelmiş ve ayıların yatak odasına girmiş. Bir büyük, bir orta boy, bir de minicik yatak varmış ve o küçük yatağa yatmış..
Ayılar eve dönmüşler. Baba demiş ki: "Burada birisi tüm sütlü lâpamızı yiyip bitirmiş." Ve kızın kafa derisini yüzmüş. Ve kafasını koparmış. Ve kızın altın renkli saçlarından bebek ayı için bir süveter örmüş..
Ben dönünceye kadar burada kal ve güneşin kıçında bir delik açmasına izin verme William Blake..
Kalk artık, arabanı sür ve ölülerin kemiklerinin arasından kendine yol aç..
Seni sulardan yapılmış köprüye götüreceğim. Aynaya. Ondan sonra da dünyanın bir sonraki katına çıkarılacaksın. William Blake'in geldiği yere. Ruhunun ait olduğu yere.
Denizin gökyüzüyle buluştuğu yerdeki aynadan geçip, geriye döndüğünden emin olmalıyım..
Beni bu sandal mı su aynasından öteye geçirecek?
Hayır. Bu tekne gerektiği kadar sağlam değil William Blake.
William Blake artık bir efsane. O benim en iyi arkadaşım.
Ayağa kalk William Blake! William Blake. Onurlu biçimde yürümeye çalış William Blake..
Şuradaki adam var ya! İyi tanırım onu. Çok iyi sandallar imal eder.
Merhaba.
Sandalını sedir ağacından yaptırdım.
Artık ayrılma vaktin geldi William Blake.
Geldiğin yere dönme vaktidir.
Tüm ruhların geldiği ve sonunda hepsinin geri döndüğü yere. Bu dünya artık seni hiç ilgilendirmeyecek.
Biraz tütün buldum.. O tütün yolcuğun için, William Blake.
Tanrılar çıldırmadı henüz..
William BLAKE aykırılığına gıpta edipte,
ruhunu bir kaçık sanıyordur..
Oysa ne kadar bayağıdır,
sığ sularda çuvallamaklayı fevk sanıp,
olmayan ruhunu arıyordur..
Dönmeyecek ruhu ona geri,
biliyordur da,
erişemediklerine yanıyordur..
O dirilme hakkını da kaybetmiş
görünüyordur..
Zavallı yek Gûy..
a’lâl, a’lâl senaryolar..
Ne bir ses var,nede seda
yine koptu bağlantı telleri
sensiz olmaz bilemedin...
pusulamsın sen benim
meşguliyetim çoktur,
aklımdasın hep,diğerleri boştur,
koştur babam koştur...
bizi yine coştur!